T A K D İ M

Bismihi Subhanehu

Mekke-i Mükerreme'de mukim, seyyidler cemaati âlimlerinden Muhammed İbrahim Elmas ve arkadaşlarının, o cemaat-ı nuraniye namına, Risale-i Nur ve muhterem müellifi Üstad Bediüzzaman Said Nursi hakkında kaleme aldıkları bu takrizleri, aynen yarım asır önce, Medine-i Münevvere'de mukim muhterem edip ve muharrir Ali Ulvi Kurucu'nun Tarihçe-i Hayat'ın önsözünde dercedilen hakikattar beyanı gibi, bunu dahi, Mekke-i Mükerreme'nin Risale-i Nur hakkında çok kıymettar bir ifadesi olarak telakki ediyoruz.

O zamanda Hazret-i Üstad, Ali Ulvi'nin yazılarını dinlerken: "Ben bunu, Medine-i Münevvere'nin şahs-ı manevisinin Risale-i Nur hakkında bir görüşü ve beyanı olarak dinliyorum." demişti. Aynen onun gibi, kanaatimiz odur ki, "Bu yazı da Mekke-i Mükerreme'nin şahs-ı manevisinin Risale-i Nur hakkında bir görüşü ve parlak bir beyanıdır." diye telakki ediyoruz.

Hz. Üstadımızın Hizmetinde Bulunan Talebeleri


Not: Yeni bir haber aldık ki, Kırgızistan'da ve Bulgaristan'da, resmen Nur Risalelerin basılıp yayılması, camilerde okunması, mahalle ve sair yerlerde ders yapabilmeleri hususunda Nur Talebeleri serbesttir diye kararlar tebliğ edilmiş. Buna mümasil dünyanın çok yerlerinde, bilhassa Amerika'da Risale-i Nur'un neşri hususunda büyük gayretler ve faaliyetler var. Cenab-ı Hak, Özbekistan'da da bu Kur'an lemeatlarına ve Kur'an dellalı olan Risale-i Nur'un resmen intişarına inayet buyursun. Amin.

* * *


الحمد لله رب العالمين والصلاة والسلام على سيد الانبياء والمرسلين سيدنا محمد وعلى آله وصحبه أجمعين وبعد

Cenab-ı Hakk'ın (C.C.), Ümmet-i Muhammediye'ye en büyük nimetlerinden biri, O'nun dinini ve kitabını muhafazayı tekeffül etmesidir. Ve asıl nimet de budur. Bu muhafazanın tarz ve tezahürleri, sayısız şekilde olmuştur. Cenab-ı Hakk'ın, asırlar boyunca dini tecdit eden ve yollarını tenvir eden müceddidleri göndermesi bu umumi nimetin tezahüratındandır ve ümmet tarihindeki göstergesidir. Bu fazilet ve şerefe hassaten mazhar kıldığı ve üzerine bolca ihsanını yağdırdığı zevattan biri de Bediüzzaman Said Nursi'dir (R.A).

رحمه الله رحمة الابرار وجمعنا به مع أحباء الله الاطهار في دار القرار آمين

Lillahilhamd bu İmam'ı tanımam, Allah'ın bana bir in'amıdır. Evvela Risalelerinden... Sonra kitaplarını okuyan Nur Talebelerinden... Ve en mühimmi de O'na mülaki olup ondan büyük istifade eden mümtaz talebelerinden...

Risale-i Nur'u bir defa okuyup, derince tetkik edemediğim halde bu büyük İmamı ve düşüncelerini ve ondan istifade etmek hakkındaki kanaatimi, alelacele yazdığım bu mektubumda beyan ediyorum.

EVVELA:

İmam Bediüzzaman Said Nursi (Rahimehullah ve Radiyallahu Anhu amin), insanî, içtimaî ve ruhî birçok vecihleriyle beşer tarihinde temayüz etmiş büyüklerin safında yer alan ve kendine muttali olanları meftun eden bir şahsiyettir.

Muttali olduğum kadarıyla, şimdiye kadar İmam hakkında yazılanlar onu tam manasıyla göstermiyor. Onun tarihçe-i hayatı; tarihe ışık tutacak, insanî, içtimaî birçok araştırmalara medar olacak ve tekrar be tekrar takdim edilmeğe değer münbit bir zemindir. Bu fakir, tarif olsun diye değil -çünkü ona ehil değilim- veya bir bakışta anlaşılmayanı izhar etmek de değil -çünkü başkaları buna daha arif- belki teberrük ve tebcil hem de Salihlerin bahsinde rahmet nazil olur niyetiyle İmam hakkındaki düşüncelerimi birkaç satırda yazıyorum. Allah'ın yardımıyla diyorum ki; İmam Bediüzzaman (Rahimehullah)'ın temas edilebilir çok yönleri vardır. Bilhassa kıymetli şahsiyeti. O'nun tarihçe-yi hayatı bir çok cihetleri ile yazılmış, fakat onun şahsiyetinden istifade ciheti pek az ele alınmıştır. İmam; sıfatı, kendine has içtimaî hayatı ve ruh cephesiyle araştırmak, ilerlemek isteyenlere kuvvetli ve parlak bir rehber olacaktır.

İmam Bediüzzaman (R.A), Cenab-ı Hak tarafından kendisine en güzel yardım olarak verilen ve onu büyük vazifeleri yapmaya ehil kılan bir çok sıfatlarla temayüz ediyor. Bence kendisini büyük kılan birçok vasıfları içerisinde onu yükselten ve şahsiyetindeki asıl kuvveti teşkil eden vasıfları şunlardır:

a) Selamet-i Fıtriyye

b) Şecaat ve Cesaret

c) Kuvve-i Hafıza

d) Yüksek Tefekkür ve Murakebe

Ömrünün ilk yıllarına baktığımızda, O'na hâkim ve O'nu kuvvetle yönlendiren, bu sıfatlarının olduğunu görüyoruz.

a) Selamet-i Fıtriyye: Evet herkes selamet-i fıtriyye üzere doğar. Fakat onun farklı ciheti Cenab-ı Hakk'ın ona muhafaza edici bir muhiti ihtiyar etmesidir. Başta peder ve validesi sonra etrafındaki toplum. Çünkü o toplum, iman ve tasdik-i kalbi, itminan ve teslim-i fikri atmosferini gösteren safi, İslami bir toplum idi.

b) Şecaat ve Cesaret: Küçüklüğünden beri kuvvetli bir şekilde şecaatin eserleri kendisinde zahir olmuştur. Şecaatini takip eden cesareti de, müştak olduğu her şeyi açıklamayı kendisine müyesser kılmıştır.

c) Kuvve-i Hafıza: Tahsil-i ilim senelerinden itibaren vazıh bir şekilde kendini gösteren, Cenab-ı Hakk'ın hıfziyle ömrünün sonuna kadar devam eden bu kuvvetli hafızası, bütün ilimlerin cem'inde ve idrakat-ı akliyesinde kendisine en hayırlı yardımcı olmuştur.

d) Yüksek Tefekkür ve Murakabe: Sıfatları arasında en mühimmi de budur. Çünkü fikir hazinelerini açan ve istifade yolunu kolaylaştıran ve meselelerin esaslarına ulaştıran bu kuvve olmuştur.

Bu sıfatları arasında, bunların bel kemiği hükmünde olan başka bariz ve mühim diğer bir sıfatı daha var ki, o da ihata ve muvazenesidir. Bu sıfatlara nazar eden anlar ki; bunlar kendisinde emsalsiz bir şekilde vehbi olup kesbin fazla medhali yoktur. Nurlardan okuduklarım ve tarihçe-i hayatından muttali olduğum kadarıyla şunu anladım ki: Üstadın tarihçe-i hayatı, siyasi şeyler nazara alınmadan, insani, içtimai ve ruhi veçheleriyle yani Bediüzzaman'ın ruhaniyeti, ahlaki halleri, etrafına muamelesi ve başına gelenlere karşı tavırları yönleriyle yazılmalı ve tartışılmalıdır. Bütün bunlar, okuyucuya tatlı ve edebi uslûb içinde ele alınmalı ki, okuyucuya ittibaı temin eden müessir bir sermaye olsun. Anlaşılan o ki: İmam Bediüzzaman hakkındaki mevcut yazılar, herkese O'nu iyi olmayan şartlar içinde bir mazlum suretinde arz ediyor. Karşı tarafı da müstebid, mantıksız muamelelerinde çılgın bir ahmak şeklinde gösteriyor. Tarihi mecraların manalarını izhar etmeden bu tarz takdim, tarihçeye usandırıcı bir tekrar şeklini verebilir veya ihtimamla üzerinde duranlar hariç, diğerlerine fikirden mücerred bir elem, geçmişten kalma vahşetli ve kasvetli bir suret gösterebilir ki bunun da tesiri kısa zamanda kaybolabilir.

Benim görüşüm odur ki: Tarihçe'de elemler emellerle birlikte tartışılmalı ve tahlil edilmelidir. Keza, gayr-i sahih de olsa hasımlarının ona karşı olan düşünceleri açıklanmalı ve İmam Bediüzzaman'ın, kuvvetli nuruyla onları nasıl çürüttüğüne geniş yer verilmelidir. Acizane kanaatime göre, bu yol daha tesirli ve daha faydalı olur. [1]

İhsan Kasım es-Salihi'nin (Allah onu muhafaza eylesin ve gayretlerinden dolayı ona en iyi mükafatı versin) yazdığı Tarihçe ile ilgili küçük fakat ehemmiyetli mülahazalarım var. İhsan Kasım Tarihçe-i Hayat'ta sadece İmam Bediüzzaman'ın ifadelerini nakletme yoluna münhasır kalmış. Tarihçe-i Hayat ise insicam ve azb-ı kelam bakımından daha fazla şeylerin yazılmasına ihtiyaç gösterir. Dediğim gibi bu düşünce bana has olup olgunlaşması için uzun zamana ihtiyaç vardır.

SANİYEN:

İmam Bediüzzaman en-Nursi; "Risale-i Nur, bu asrın fehmine Kur'an-ı Kerimin bir tefsiridir ve hakaikini izhar eder ve eğer geçmişte dini hakaike hizmet eden büyük evliyalar bu asırda olsalardı, ancak bu Risaleleri yazarlardı" diyor. İlk okumamda Bediüzzaman'ın, Risaleleri bu tarz tavsif etmesi, bende büyük bir mana uyandırdı. Neden başka ulemanın eserlerini değil de Risaleleri bu büyük vasıflarla tavsif ettiğini, bundaki maksadın ne olduğunu anlayamamıştım. Fakat Allah'a hamd-ü sena olsun ki, beni itirazdan muhafaza etti. Ve sonra o tavsiflerin her birinin bir gerçeği ortaya koyduğunu -en azından- söylenmesi gerektiğini bildim.

Risale-i Nur, bir çok yönüyle diğer ulemanın yazdıklarından gerçekten farklıdır. Bütünüyle olmasa da anladığım kadarıyla parlak ve farklı yönleri:

1) İhatası, muvazenesi ve maksada ulaştırmadaki dikkati

2) Ulum-u İslamiye'yi benzersiz bir yol ile cem' etmesi

3) Bütün İslam fırkalarını ve mezheplerini emsalsiz bir şekilde cem etmesi

4) Asrın fikri ihtiyacına kesin bir şekilde cevap vermesi (bu bir iddia değildir)

5) Farklı tabakalarda olmalarına rağmen bütün Müslümanlar'a münasip düşecek bir üslûbla, ekser Hakaik-i Kur'aniye ve şer'iyye'yi aksettirmesi

6) İslam toplumunun fikrî ve ruhî müşkilatının tedavi keyfiyetini emsalsiz bir yol ve tesirli bir şekilde beyan etmesi

7) Bütün meseleleri herkesin anlayabileceği latif ve sade bir tarz ile Kur'an aynasında ve Kur'anî bir üslup ile takdim etmesi

8) Nazarları, kainat penceresinden hakaike tevcih etmesi İmamın bu farklı üslubu, Risalelerle ilgisi olan herkese Üstadın şu sözdeki sıdkını bildirir: "Risaleler Kur'an-ı Kerim'in bir kısım tecelliyat nurlarının mâkesidir". Üstad, başkaları gibi kendisinin de Risale-i Nur sofrasından istifade ettiğini ve Risale-i Nur'u anlamadaki terakkiye hudut olmadığını binaenaleyh Risaleler, feyz ve mahz-ı ilham ile Cenab-ı Hakk tarafından geldiği için hakaik-ı imaniyeyi izhar ettiğini ve kendisine de üstadlık ve muallimlik yaptığını ifade buyuruyor. Evet, yukarıda saydığımız meziyetlere sahip olan Risale-i Nur'un üslubuna baktığımızda bu ifadelere şaşmayız.

Arz ettiğim vecihle Risale-i Nur'un hedefleri:

1) Hakaik-i İmaniyenin makasıdını izah. Bilhassa iki mühim esası:

a) Allah'a (C.C) iman, vahdaniyyetine îkan. Bunu da sahih, sarih ve vazıh mantıkî deliller ve aklî bürhanlar yoluyla

b) Başta, Efendimiz (A.S.M.) olmak üzere bütün peygamberlere iman ve onların büyük kadr-u kıymetlerini bilmek, yüce makamlarını anlamak. Bunu da sahih, sarih ve aklî bürhanlar ve mantıkî deliller ile...

2) Makasıd-ı İslam ve hakaikini izah, ona ulaştıran vesile ve yolları beyan yoluyla... İmam, Risalelerde her ne kadar bir çok mühim şeyleri ele almış ise de fakat en çok temas ettiği iki mühim emirdir. Bunlar da:

a) Namaz; namazın kıymeti, ehemmiyeti, menfaatleri, sırları, mühim ezkarı ve tesbihatı... Öyle ki, akl-ı selim sahibine namazın, hakaik-ı diniyenin en mühimlerinden olduğunu ispat eder.

b) Oruç; orucun âsârı, ruha verdiği büyük terbiye, cesedi ıslah etmesi, ondaki birçok hikmet ve sırları beyan...

3) İnsanın bu hayattaki vazife ve gayesini etraflıca beyan; Risalelerin en büyük maksadı da budur. Çünkü Risaleler, hakaik-ı imaniyenin izahı olup şecere-i kainatın semeresi olan insanın, bu hakaikı iltizam etmesi zaruri olduğunu, dolayısıyla Risale-i Nur'un hülasası; insanın, kendine, muhitine ve Halık'ına karşı vazifelerinin beyanı olduğunu söyleyebiliriz.

4) İman, hakaik-ı imaniye ve umur-u şer'iyye etrafında uyandırılan bir çok hücumları ele alıp, aklî tartışma yoluyla, ona karşı reddedilmeyecek derecede kuvvetli, sahih, sarih, mantıkî burhanlarla cevap vermek. Risale-i Nur'un üslubu farklıdır. Onu diğer eserlerden farklı kılan en câlib-i dikkat ve mühim olanlar:

a) Birçok meseleleri mebadisinden netâicine kadar, mantıkî bir tahlil ve tedavi edici bir tarz ile izah etmesi...

b) Nazarı, Kainat kitabını tefekkür etmeye ve kapılarını açmaya çevirmekle, müteharri-i hakikat olanı, zahirin ötekisindeki gaybe iman etmeye sûretten manaya geçmeye ve kainat kitabının elfazını okuyup Rabb-ı Kainat'a iman etmeye götürmesi...

c) Hakaik-ı imaniyeyi, Kur'an-ı Kerim'in tecelliyat aynasında izhar etmesi...

d) İnsanı dalalet ve ilhada götürebilecek gizli sebepleri beyan ve bu sebeplerden olan heva, nefis, deccal, süfyan gibi vesilelere dikkati temin ve nihayet en müthişleri olan şeytan-ı racimi de iskat ve ilzam etmesi...

e) Ve üslûbunun en önemli tarafı; Müslüman bir toplumda bu meseleleri yazdığı halde, meseleleri; aklî bürhanlarla, sarih ve sahih mantıkî deliller ile ele almayı iltizam etmesi, hatta yüksek İslami ilimlerle, hakaik-ı fenniyyeyi cem' etmesi... Risale-i Nur'u, yeni bir davet metodu ve hatta medresesi kılan da budur.

İslam toplumunun ıslahını hedef alan ulemanın bütün kitapları arasında, asrın gerçek ihtiyacına cevap veren Risale-i Nur'un bu ferid üslubu, onu bihakkın "Asrın eseri" kılmıştır. Bu durum Risale-i Nur'un vazifesini de bize apaçık gösteriyor. O da: Mütahayyir olanlara hidayet, dalalette yolunu kaybedenlere irşad, gaflet uykusuna dalanlara ikaz, uyanık olanlara zırh ve silah, dalalet, ilhad ve zulümat ordularını def ve tard etmektir. Risale-i Nur'un Kur'an'a bağlılığı ve Kur'an'ın maksatlarını esas edinmesi onu Kur'an-ı Kerim'in birçok hususiyetlerine, üslublarına ve mümeyyiz vasıflarına ma'kes kılmıştır. Evet Risaleler o mukaddes kitabın tecelliyat nurlarını izhar eden bir ayinedir. İmam Bediüzzaman en-Nursi (Rahimehullah), Risaleleri: "Şeytanı susturan, ilhadın belini kıran, küfrün temelini sarsan, nefsin hastalıklarını tedavi eden ve şüphelerini izale eden eser" diye tavsif ediyor.

SALİSEN: Risale-i Nur'dan istifade:

Risale-i Nur'dan istifade, toplumun her tabakası için mümkündür. İmam Bediüzzaman (Rahimehullah), herkesin, kabiliyet ve fehmine göre Risale-i Nur'dan istifade edebileceğini söylüyor. Ve zaten insanların farklı tabakat üzere olduğu da bir hakikattir.

İstifadeye müteallik bazı şeyleri burada arz etmek istiyorum: Bunların bir kısmı kendi idrakimle, bir kısmı da etrafımdaki faziletli kardeşlerimin irşadıyla... Akla ilk gelen şudur ki; Risale-i Nur, derin ve yüksek ilimleri, usülleri, üslubları ve daha başka pek çok cihetleri ihtiva ettiği için, elbette ondan istifade yönleri ve yolları da pek çok olacaktır. Bu istifade de yine onun tarzı ile mümkündür.

İmam (Rahimehullahu Teala): "Temel ilmi kitaplardan doksan kitabı hıfz ettiğini ve daha sonra bunların Kur'an-ı Kerim'in fehmine ve Risalelerin yazılmasına basamak hükmüne geçtiğini, dolayısıyla Risalelerin çok zengin ve ilimleri câmi bir enmuzec olduğunu, mütenevvi maarifi ihtiva ettiğini ve aynı zamanda parlak bir şaheser olduğunu ve Risalelerin yazıldığı maksadın edasına vazifeli olduğunu" beyan ediyor. Binaenaleyh, Risaleler birçok ilimleri cem' ettiği halde, sanki her birine has yazılmış gibi maksadları vâzıh, usülleri sağlamdır. Risalelerden istifade edilebilecek yönleri:

1) Risaleler, orijinal hali ile yüksek akademik araştırmalara menba ve me'haz olabilecek münbit bir zemindir.

2) Risale-i Nur, uygun bir program çerçevesinde ele alınırsa, eğitimin bütün merhalelerinde; her merhaleye münasib bir metod ile, ders olarak işlenebilir

3) Risale-i Nur, öyle bir irşadî şahsiyet taşıyor ki, onu tespit edip muallimlere, mürebbilere, akademik bir tarzda takdim etmek lazım... Ta ki onların terbiyeleri ve talimleri, İslami ve rehber bir terbiye olsun.

4) Risale-i Nur, Müslümanlar'ın günümüzde yöneldikleri yeni ilimlerle mücehhez olmak, yani bugünkü müsbet ilimleri sahih, İslami kalıplar içerisinde ele almak meselesini çok kamil bir şekilde ihtiva ediyor. Risale-i Nur derince araştırılırsa, bu durum her yönüyle görülebilir. Zaten İmam Bediüzzaman (Rahimehullah) bu hususta çok cami' bir fikir taşıyordu ve bunu tahkikini de arzuluyordu. Risalelerde de emsalsiz bir şekilde bunun tatbikine muvaffak olmuştur.

5) Kainattaki hayattar ve baki şeylerden misaller arz ediyor ve herkese muvafık gelecek mükemmel temsiller veriyor. Bunları okurken anladım ki, bir bakıma Risale-i Nur; bugünkü göze ve kulağa hitap eden neşriyat tarzına da büyük bir menba' olabilir. Mesela, belgeseller ve hatta çocuklara faydalı filmler gibi... Eğer Risalelere çok ciddi bir şekilde nazar edilirse bu hususta da Risale-i Nur'da rehber olabilecek çok cihetler vardır.

6) Risale-i Nur'da istikbale ait bir çok istifade yönleri var ki, şimdi onları beyan etmeye imkanımız yok. Bu kadarını da muhtasaran beyan ettik. Halbuki Risaleler akılları hayrette bırakacak nice hakikatleri, içinde taşıyor...

RABİAN:

Ben sadece Risale-i Nur'dan anladıklarımı yazmayı azmetmiştim. Fakat daha sonra İmam Bediüzzaman en-Nursi Rahimehullah'ın büyük talebesi şefkatli ağabey Mustafa Sungur (Allah onu muhafaza eylesin amin) geldi ve onunla birçok meseleler etrafında muhaverelerimiz oldu. O da hatıra ve intibalarımı yazmamı söyledi. O arzuya imtisalen bir kısım hatıralarımı yazıyorum:

1) Risale-i Nur'la ilk tanışmam tamamen kaderin bir cilvesi ve fikri bir hayranlık neticesinde olmuştur. Ben bu derece büyük bir alimi bilmiyordum ve duymamıştım. Yalnız Şeyh allame İmam Abdulfettah Ebu Ğudde (Rahimehullah) onu muasır alimler arasında sayarken duymuştum. Fakat bazı küçük Risaleleri bulmam neticesinde, bir hafta gibi kısa bir zaman içerisinde bendeki bakış tamamen değişti.

2) Risale-i Nur'la alakalı tevafukları çoğu zaman düşünüyordum. Risale-i Nur'u okurken veya mutad meclislerimizde, hatta bizzat kendi hususi hayatımda, bazen de babamla (Allah onu muhafaza eylesin) olan sohbetlerimizde bu tevafuklar çokça vuku buluyordu. Ben bunları İmam Bediüzzaman en-Nursi'nin kerametlerine veriyordum. O, büyük bir alim olmakla beraber hayatında ve mematında büyük velayetinde şek yoktur. Daha sonra kanaat getirdim ki -İmam'ın Risalelerde beyan ettiği gibi- bu tevafukat; bizzat Risale-i Nur'un en zahir kerameti ve en büyük alametidir.

3) Çoğu zaman Risaleleri okurken, hiç münasebeti olmadığı halde veya uzak münasebeti olduğu halde, zihnime bazı sualler geliyor veya herhangi bir konuya müteallik bir tartışma beni meşgul ediyordu. Zihnimi kurcalayan bu meselelerin garib bir tevafuk ile çok süratli bir şekilde, aynı sahife veya mukabil sahifede cevabını buluyordum. Bu durum önceden bir tesadüf gibi geliyordu. Fakat bu tevafukların çok tekrarı benim indimde hakikatli bir tevafuk hükmüne geçti. Hatta ondan istifade bile ettim. O derece bir tevafuk gösterdi ki, aklım durdu. Tabirinden âcizim! Yalnız şunu diyebilirim ki, inayet-i ilahiye eli apaçık bir şekilde Risale-i Nur'un başı üstündedir.

4) Yukarıda bahsedilenlerden anlaşıldığı üzere Risaleler, ona sımsıkı sarılanlara bir muallim, bir mürşit, bir muavin, bir rehber gibidir. Bununla birlikte, Risalelerde bir hasiyet var ki başka eserlerde görülmüyor. Risalelere ehemmiyet veren ve ciddi okuyanların daha sonra onlara lakayt kalması mümkün değildir. Bilakis alakası, irtibatı mutlaka devam eder. Bu durum da beni hayrette bırakıyordu. Sonra, Nur Dergisi'nin 2001 Ekim sayısındaki makalelerin birisinde, bir yazarın "Said Nursi (R.A) bir şahsın alemine girdi mi, artık o şahıs istese de ondan uzak kalamaz" şeklinde ifadesini görünce, bu hususta benimle aynı fikirde olan diğer insanların da bulunduğunu gördüm. İşe o zaman anladım ki, bendeki bu düşünce bana has ve mücerred bir zan değildir. Belki başkaları da hayranlıkla bu fikre iştirak ediyor.

HÂTİME: Sualler:

1) Neden bütün Risaleler şimdiye kadar Arapça'ya tercüme edilip basılmamış? Araplara neden bu muamele yapılıyor? Yüzde yirminin bazı görüşlerine tevafuk etmiyor diye, istifadeye müştak yüzde sekseni mahrum bırakmak caiz mi!?

2) Risale-i Nur, İslami gayretler zincirinden bir halka olup, diğer ulemanın bir çok sahadaki gayretleriyle beraber olması gerekirken, kendinde çok zahir olan fevkâlade kuvvet ile temeyyüz etmiştir diyebilir miyim?

3) Türkiye'deki kardeşlerin tecrübelerinden istifade etmemiz mümkün mü? Çünkü Risaleler, onların okudukları fenni ilimleri tenvir ve tekmil etmiş ve herkesin arzu ettiği, müspet ilimlerle dini ilimleri tevfik etme yolunu göstermiştir.

Arz ettiğim ve yazdıklarımla zannediyorum ki, Risale-i Nur'la yolculuk başlamış, fakat bitmemiştir. Allah'tan (C.C.) dileğimiz, bizi kavlen ve amelen salih şeylere muvaffak kılmasıdır.

Ehl-i kemal olan faziletli büyüklerimizden su-i edebimize nazar-ı müsamaha ile bakmalarını rica ederim. Cenab-ı Hak onları muhafaza buyursun. AMİN!

وأخر دعوانا أن الحمد لله رب العالمين

مكة المكرمة

محمد ابراهيم ماس فارس

Muhammed İbrahim
(Elmas)

 

[1] Bu kıyamettar takrizi yazan muhterem Muhammed İbrahim Elmas, Sikke-i Tasdik-i Gaybiye'yi ve Hz. Üstad'ın tashihinden geçen büyük Tarihçe-i Hayatı Arapça'ya tercüme olunmadığı için okumadığından, yani Hz. Üstad'ın Tarihçe-i Hayatından maddi-manevi, ruhi ve kalbi çok hakikatler o risalelerde mevcut olduğundan, bittabi' malumatı olmadığı sebebi ile Tarihçe-i Hayatı nakıs bulmaktadır. Böylece talebelerini ve ehl-i dikkati Hz. Bediüzzaman üzerinde daha çok çalışmalar yapmaya teşvik ediyor.