FİLİPİNLER MEKTUBU

 

Muhterem Ağabeylerimiz;

Evvela; Nurların Filipinler’e kemal-i suhuletle girmesini ve bura Müslümanları tarafından kemal-i memnuniyetle karşılanmasını ve hatta Hristiyan cemaatleri tarafından merakla dinlenilmesini ve onlar üzerinde hüsn-ü tesirini göstermesini; Nurların bayramı telakki ediyor, bu münasebetle dualarınızı talep manasında beray-i malumat, bir kısım güzel hatıraları arz ediyoruz.

Saniyen; 1999 senesinde Malezya’da tertip edilen “Uluslararası Bediüzzaman sempozyumuna” iştirak edenlerden birisi de, Filipinlerin merhum müftüsü; Mokhtar Abidin idi. Bu zat Nurların Arapça mütercimi muhterem Ihsan Kasım Ağabeyi ısrarla ve gözleri yaşla Filipinler’e davet ediyor ve “bizim bu eserlere şiddetle ihtiyacımız var, ne olursunuz getirin, gelin Filipinlere, bari siz bizi mahzun ve yetim bırakmayın..” diyor… Fakat bir turlu Filipinler’e gidilemiyor. En son Malezya’da düzenlenen öğretim görevlilerinin ve Malaylar’ın katıldığı okuma programından sonra, bir vesileyle bizim Filipinler’de Malatya mezunu arkadaşların olduğundan bahsedince, Ihsan Kasım Ağabey nemli gözlerle “ah” dedi. “her Filipinler’i işittiğimde O müftünün inlemesi aklıma geliyor, keşke imkanını bulsanız da o müftüye gitseniz” dedi, artık bunları işittikten sonra Filipinler’e gitmek farz oldu…

Salisen; elimizde sadece bu müftünün adresi vardı.. Bir de bizi karşılayacak olan arkadaşımız. Fakat arkadaşımız müsait olmamasından dolayı bize bir turist rehberi ayarlamıştı. Bu rehber bizim geliş niyetimizi anlayınca bizim Habeşistan’daki Necaşi’miz oldu. Bu zatla alakalı ilerde bahs edeceğiz.

Rabian; Filipinler 80 milyon nüfusu olan, Sihliler, Çinliler ve Müslümanların da yaşadığı bir memleket. %8’i Müslüman geri kalanın ekserisi Hristiyan.. Lisanları Tegalog ve diğer yerli lisanlar  ve İngilizce. Başkenti, Manila... Bu kelime, “fiemanillah” kelimesinden geliyor.

1900’lu yıllara kadar buradaki Müslüman nüfus hep Hristiyanlardan fazla, son yüzyılda yoğun misyonerlik faaliyetleri, alem-i İslam’ın ihmal etmesi neticesinde Hıristiyanlık hakim din haline gelmiş, yani asrın başında %60’in üzerinde olan Müslüman nüfus asrın sonunda %10’lara düşmüş.

İlk gün, sabah Manila Katedrali’ne gittik, Filipinler’in en yüksek dini lideri Baş Katedral hasta olduğundan bizi Filipinler Katolik Rahipler Konfederasyonu’na gönderdiler, burada çok güzel karşılandık, küçük kitaplardan takdim ettik. Hz. Üstad’ın Vatikan’a 1950 senesinde bu kitaplardan gönderdiğini anlattık, sonra Habeş Kralı Necaşi'den bahsedince ve orada olan hadiselerden bahsedince -bu arada Al-i İmran suresinin İngilizce’sinden okuduk -Esthelita R. Borsal adındaki 50 yaşlarındaki rahibe: "Sizinle bizim aramızdaki fark çok az, ayni Allah’a inanıyoruz, sizler İsa’ya, Musa'ya ve onlara indirilenlere ve onlara indiren Cebrail'e inanıyorsunuz." dedi ve kendisi uzak doğuyu sürekli gezdiğini, Tayland'a, Malezya'ya, Hindistan'a vs. ülkelere gittiğini ve bu kitaplardan mutlaka bahsedeceğini söyledi. Bu yaşlı Rahibe, biz çıkarken bizden maillerimizi ve adreslerimizi istedi, verdik.

Öğle namazı için Qeun bölgesine geçtik, burada cami İmamı Nur Mamulawan ile tanıştık, bu zat, bizi 200 kişinin ders aldığı bir medreseye götürdü. Buradan İmamla beraber Dawa of Islamic Office denen bir yere gittik, burada Şerif Süleyman Gonzales namında bir yönetici ile tanıştık. Buradaki İslami hizmetlerden bahsetti, mesela 6 generalin Müslüman olduğundan ve Müslim Elder Council diye bir organizasyon kurduklarından bahsetti. Biz de Risalelerden ve Hz. Üstad’dan bahsedince, "kitap varsa bakabilir miyim" dedi, kitapları verdik, heyecanla ayağa kalktı ve "Fesübhanallah, fesübhanallah, bu kitaptan senelerce evvel bir arkadaşımdan almıştım. Bu; A Guide For Youth / Gençlik Rehberi!.. Dün buraya bir genç geldi ve problemlerini anlattı, benim de bu kitap aklıma geldi, hatırlıyorum içinde gecen hikayeleri, hatırlıyorum hapishanelerde yazıldığını.. Nereden bulacağımı bilmiyordum, dedim ki o gence: Yarın gel sana bir kitap vereyim, fakat görüyorum ki, o kitabın sahipleri kendileri gelmişler kitaplarını vermeye, fetebarekallah" dedi, biz de Elhamdülillah dedik, hem şükürde hem gayrette ne kadar aciz olduğumuzu anladık, ikrar ettik. Haza min fazlı Rabbi...

İkindiye doğru Blue Mosque denen, bulunduğumuz yere epeyce uzak başka bir camiye gittik, buradan bu yöre halkının kendi aralarında kurdukları bir şeriat mahkemesi var, oraya gittik, Hakimle sohbet ettik, uzun sohbetimizin ardından Hakime hanıma kitaplardan verdik, bu hanım, bize kocasının bu bölgenin sultanı {bölge Müslümanlarının lideri}olduğunu söyledi ve bizi kocasına gönderdi. Beyefendinin ismi Sultan Panny Pangan Daman.

Sadece bu yörede yaklaşık 400.000 Müslüman var; Sultan’a Ramazan Risalesi’nden verdik, önce bize: “We have Got a lots of islamic books in the Phillipinnes” “biz Filipinlerde bir cok İslami kitaba sahibiz” dedi, vakta ki kitaba biraz göz gezdirdi ve bir paragraf okudu, birden ayağa kalktı ve: “hiç korkmayın, kimse bu kitapları burada durduramaz, gelin ve Filipinler’e anlatın, anlatın, anlatın, bu kitaplar burada yayılır” dedi. Bu zat da, bizim adres ve isimlerimizi aldı, kendisinin hükümet tarafından tanındığını ve herhangi bir problemde yardımcı olacağını söyledi.

Bu arada, İhsan Kasım Abi’den adresini aldığımız Filipinler müftüsünü sorduk, ne yazık ki 10 ay evvel vefat etmiş. Akşama doğru Islamic Information Center'a gittik. Burada da bizi Ebu Ahmet Afgani isminde Filipinli bir Müslüman karşıladı. Burada her turlu islami eğitim veriyorlar, sempozyumlar, radyo programları vs. Geçenlerde bir sohbette 11 Katolik Müslüman olmuş. İhtida haberlerine susamışlara, ma-i zemzem gibi geliyor bu haberler, hamdolsun...

İkinci gün, “Maahad Metro Manila El-İslam” medresesine gittik, Burada 300’e yakın Kuran talebesi var, Arapça ve Hafızlık faaliyetleri var. Buranın imamı Abdülcelil Yusuf Abu Hanien bizi karşıladı, çok yakın alaka gösterdi. Biz de bizi buraya müftünün davet ettiğinden bahsettik. Kitaplardan hediye edince: “Mutlaka tekrar gelin ve bizi bırakmayın, alemi  İslam’ın muavenetine hususan siz Halife’nin torunlarına çok ihtiyacımız var...” dedi.

Biz birer takım Arapça ve İngilizce Külliyatı Müftü Hazretleri’ne niyet ederek getirmiştik. Fakat onun vefat edişi bizi külliyatları bırakacak başka bir yer bulmaya sevk etti. Öğrendik ki, Manila da bir İslam enstitüsü var. Biz de öğlene doğru University of Philippines (Filipinler Universitesi) İslam enstitüsüne gittik. Burada bizi İslamic Enstitü’nün sekreteri Prof. Dr. Julkufli (Zülkifl) karşıladı. Hz. Üstad’dan ve Risalelerden bahsedince, adeta gözlerinin içi parladı ve bize 3. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu kitabını göstererek Hz. Üstad’ı tanıdığını ve buraya gelişimizden çok memnun olduğunu belirtti.

Biz buraya gelip dershane açmak istediğimizi ve Malezya ve diğer yerlerdeki hizmetleri referans göstererek anlattık. Kendisi, “şayet buraya gelir medrese açarsanız ve Türk talebeler gelip burada kalırlarsa ben ve İslam enstitüsü her türlü yardımı yapmaya çalışırız” dedi.. Ayrıca cemaatimizin akademik çalışmalarından, yani sempozyum ve benzeri çalışmalardan örnek verince: “inşaallah ileride biz de böyle bir ortak çalışma yapabiliriz” dedi. Daha sonra bizi kütüphaneye geçirdi. Burada Asistan Luis Olid vardı, biz buraya İngilizce külliyat, Arapça Külliyat ve küçük kitaplardan bıraktık.. Daha sonra bizim Malezyada’ki UKM (Milli Üniversite) ile ortak yürüttüğümüz tercüme faaliyetlerinden bahsettik ve Profesöre Malayca’ya tercüme edilen 5 kitap verdik. O da dua etti ki, “inşaallah Tegalog lisanına da çevireceğiz bu eserleri” dedi. Bu profesör inşaallah 4-5 gün gelip Malezya’da kalacak..

Üçüncüsü: İkindiye doğru Curch of Christ (İsa’nin Kilisesi) denen bir Hıristiyan grubuna gittik. Bunlar dünyada en hızlı yayılan Hıristiyan cemaat… gerçi 1914 senesinde başlamış çalışmaları, fakat son 10 yıl içerisinde Türkiye’de dahil dünyanın hemen hemen her tarafına kilise veya ev açmışlar. Bunların çıkış yeri Filipinler.. Burada çok büyük kiliseleri ve kolejleri var. Bizi karşılayan genç önce bize kiliseyi gezdirdi, kiliseleri çok farklı, içeride resim, heykel ve figur yok. Sebebini sorduğumuzda; “Heykel ve resimlerin bizi şirke götüreceğini düşünüyoruz” dedi. Daha sonra kendi bürosuna geçtik, burada önce Meryem suresi, Ali imran suresi, Hz. İsa ile alakalı bahisler, Yasin Suresi’ndeki Antakya’ya gelen iki havarinin kıssası, sonra Nurlar’dan uzun uzadıya tevhid bahisleri... Öyle teenni ile, dikkatle, bazen gözleri yaşararak dinliyordu… Efendimiz’le alakalı evvela cahiliyet devrinden, o devrin zulmetinden bahsettik, daha sonra Peygamberimiz’in kavmini davet ettiği şeyin aslında daha evvel Hz. Musa’nın, İsa’nın kavimlerini davet ettikleri şeyler olduğunu  söyledik.. Kötülükten, zinadan, adam öldürmekten, putlara tapmaktan men’ etmek, iyiliğe, adalete davet ettiğini fakat kavminin onu taşladığını, dinlemediğini eziyet ettiklerini anlattık, işte kavminin, yakın akrabalarının O’nu dinlemediği, türlü türlü eziyetlere maruz bıraktıkları bir devirde, O; kendisine inananları Hıristiyan Habeşistan kralı Necaşi’ye gönderdiğini ve onun Müslümanları kabul ettiğini anlattık. Daha sonra, bu zat bize: “Biz Allah’ın bir olduğuna ve İsa’nın da sadece bir Peygamber olduğuna inanıyoruz, çünkü ilah doğmaz ve ölmez, doğan ve ölen nasıl ilah olabilir?” dedi.

Bizden farklı düşündükleri bir husus: Hz. İsa’nın öldürüldüğüne daha sonra Allah’ın Onu göğe kaldırdığına inanıyorlar ve tam tarihini Allah’tan başka kimsenin bilemeyeceği bir tarihte tekrar yere ineceğine inanıyorlar.

Biz burada Ayetül Kübra’dan da bir kaç pasaj okuduk, ve Hz. Üstad’ın su müjdelerini aynelyakin müşahede ettik:

“NASRANİYET, YA İNTİFA, YA İSTİFA BULACAK, İSLAM’A KARSI TESLİM OLUP TERK-İ SİLAH EDECEK, MUKERREREN YIRTILDI, PURUTLUĞA TA GELDİ, PURUTLUKTA GORMEDİ ONA SALAH VERECEK. PERDE YINE YIRTILDI, MUTLAK DALALE DÜŞTÜ. BIR KISMI, LAKİN BAZI YAKINLAŞTI TEVHİDE, ONDA FELAH GORECEK. HAZIRLANIR ŞİMDİDEN YIRTILMAYA BAŞLIYOR, SÖNMEZSE SAFVET BULUP İSLAM’A MAL OLACAK. BU BİR SIRR-I AZİMDİR; ONA REMZ VE İŞARET: FAHR-I RUSÜL DEMİŞTİR: İSA ŞER’İMLE AMEL EDECEK.”

Bunlar daha sonra bize; GOD’S MESSAGE “ALLAHIN MESAJI” ismindeki mecmualarını gösterdiler, garip olanı, dergilerinin girişine büyükçe yazdıkları şu sorular; “Ne düşünüyorsunuz,  sizce İsa ilah mi? Hasa! İncil’de böyle bir şey var mi? Asla! Simdi seçiminizi yapın, 3 ilah mı? Yoksa bir ve tek olan Allah mı?” Bundan sonra biz buraya İngilizce küçük eserlerden bıraktık. Bu Hıristiyan mezhebi, şimdiye kadar İslamiyet’e en yakın bildiğimiz mezhep. İnşaallah biz, Risale-i Nur’u hakkiyle anlatabilirsek bunların “Muhammeden Resullah” demesi yakındır.

Dördüncüsü: Akşama doğru Discovery Islam and Guidance Center’a geçtik. (İslami araştırma ve rehberlik merkezi) Burası da yeni açılmış bir İslami eğitim merkezi, Burada Muhammed Nur isminde bir imamla tanıştık, İbrahim Mata ise 50 yaşlarında buranın yöneticisi.. İngilizce ve Arapça bildiklerinden birer takım küçük kitaplardan bıraktık.

İbrahim Mata; 1992’de 40 yaşına doğru Müslüman olmuş. Halbuki, bu zat, BISHOP {kardinallik-rahiplik} eğitimi almış. Ve Müslüman olarak ülkesine döndüğünde, evvela annesi babası onu evlatlıktan reddetmiş, akrabaları, kardeşleri ellerinden gelen bütün kötülükleri yapmışlar. Müslüman olarak döndüğü memleketinde her şeyini kaybetmiş, Bu zat diyor ki; “Şimdi Filipinlerde İslam’ı seçen her şeyini kaybetmeyi göze alıyor öyle seçiyor. Fakat her şeyini, işini, evini, akrabasını, anasını. biz bunlara sahip çıkmaya çalışıyoruz. Filipinlerde Müslümanlar çok fakir, dolayısıyla özellikle Hıristiyanlar bu hali görüyorlar; Müslümanlar da dini tam bilmiyor ve güzel ayine olamıyorlar. Tüm bu sebebler İslam’ı seçerken Hıristiyanlar’ı zorluyor.”

Baktık ki biraz yeis var burada; hemen dünyadaki Nur hizmetlerinden, Rusya’dan, Amerika’dan, Malezya’dan başladık anlatmaya… Şaşkınlıkla, hayretle, merakla ve tebriklerle dinlediler. Daha sonra Hutbe-i Şamiye’den hitâm-ı misk olsun diye okuduk, işte burada film koptu, adam birden bire, yüz hâleti değişti.  İmam ciddi bir eda ve acip bir hâlet-ı ruhiye ile; bize: “bakin, bu kitaplar ala külli hal Filipinler lisanına tercüme edilmeli, sizde burada kalacak kardeşlerinizi mutlaka göndermelisiniz, sizin diliniz de İslam’ı anlatıyor, haliniz de.. bizim halimizi görüyorsunuz, perişanız, anlatamıyoruz, istesek de anlatamıyoruz, İslami bir eğitimleri yok bura Müslümanlarının, ayine olamıyoruz, okuduğunuz gibi İslamiyet’e layık güzellik fiillerimizde okunmuyor, hal böyle olduğu halde, görüyorsunuz ki insanlar fevc fevc İslam’a koşuyorlar, bu nurları okusalar, sizin bu halinizi görseler,  nasıl İslam’a koşmazlar, nasıl Müslüman olmazlar, biz sizin ecdadınızı biliyoruz, biz Osmanlı’yı ve Sultan Muhammed Fatih’i biliyoruz, şu muazzam tarihin sahibi olan sizler ne olur gelin, bize sahip çıkın, şimdi biz hasretle ve iştiyakla ve merakla sizden gelecek haberleri bekliyoruz.”

Biz de bu zatın bu sözlerini gözlerimiz yaşla dinledik ve dedik ki: “Şayet buraya kısa bir zamanda Medrese-i Nuriye açılmazsa bunlar bizim yakamıza ahirette yapışırlar ve başkasına değil, bizi doğrudan doğruya muhasibimiz Allah’a ve O’nun Resülüne ve bizi himmetiyle buralara kadar gönderen Üstadımız’a şikayet ederler.

Beşincisi: Döneceğimiz gün tanıştığımız Prof. bize hemen güzel bir teşekkür mektubu yazmıştı, bilgisayarda onu okuduk, şevklendik. İnşaallah bereketli Filipinler’de ekilen nur tohumları en kısa zamanda Anadolu Nur Talebeleri’nin himmetiyle neşv ü nema bulacaktır.

Bizi uğurlamaya rehberimiz de gelmişti ve ağlayarak: “Ben 1.5 senedir kiliseye gitmiyordum, siz benim hayatımı değiştirdiniz, hayatın gerçek yüzünü gösterdiniz, elinizdeki kitaplardan ne zaman okusanız bir garip hal oluyordu bende. Ben sizin Hz. Meryem’i sevmediğinizi düşünüyordum, fakat beraber gittiğimiz yerlerde siz Meryem’den öyle bahsettiniz ki bugüne kadar papazlar bile ondan böyle güzel bahs etmemişlerdi.”

Biz bu zata, İngilizce Kur’an hediye etmek istedik, fakat elimizde yoktu, sonra son kez bir İslami center’a gittiğimizde bize burada tevafukan, iki adet İngilizce Kur’an hediye ettiler, biz de birisini elhamdülillah rehberimize verdik. O da bize Meryem suresini göstermemizi istedi, bizde ipi Meryem suresine getirdik… Biz ellerimizi açtık sonra O da ellerini açtı, İngilizce hep beraber Cenab-ı Hakk’ın kalbine hidayet nurunu vermesini ve Resulullah’ın muhabbetini, imanını nasib etmesini niyaz ettik, biz Amin dedik, O da “Amen” dedi…

Elhasıl; azametli, bahtsız bir kıt’a olan Asya şimdi Türkiye’deki Nur kardeşlerin bahtına düştü, buralara ehemmiyet vermeliyiz. Tayland’da hizmetler var ama, dershane manası daha tahakkuk etmedi, ama abilerin dua ve himmetiyle olacak inşaallah. Elhamdülillah, şimdi Malezya uzakdoğuda bir merkez oldu, Endonezya’da dershanenin manevi himmetiyle, Mektubat, Lem’alar, Mesnevi-i Nuriye ve Tarihçe-i Hayat Endonezca’ya tercüme edildi ve bütün kitapçılarda var. Aynen bunun gibi, en kısa zamanda, hem Tai diline hem de Tegalog diline Nurlar, Dershaneler vasıtasıyla tercüme edilir ve milyonların imanının kurtulmasına vesile olunur.

Bir tek kişi bu nurlarla imanını kurtarsa maksat hasıl olmuş demektir, kaldı ki bugün uzak doğuda binler mü’minler imanlarını Risale-i Nur ile kuvvetlendiriyorlar. İnşaallah Filipinler hizmetleri ile de binlerle ihtidaların vuku’a gelmesini ve “Uzak doğu Nur doğu Oluyor” müjdesini hakkıyla müşahede edeceğiz inşaallah. Türkiye’den ağabey ve kardeşlerimizden rica ediyoruz, asr-ı saadette kuzeye, güneye, doğuya, batıya koşan, imkansızlıkları dert etmeyen, fakat insanların imansızlığını kendilerine dert edinen ilk Müslümanlar gibi buradaki insanların hali ile hallenelim, dertleri ile dertlenelim. Onlara dua edelim. Cenab-ı Hakk’ın bize verdiği mühim bir nimet olan Risale-i Nur’u muhtaçlara duyurarak, şükrünü eda etmemiz bizlere vaciptir diye düşünüyoruz.

Son olarak, şunu itiraf etmeliyiz ki, biz ilk gittiğimizde, elimizde sadece bir adres vardı, O adresin sahibi de 10 ay evvel vefat etmişti. Ancak, tamamen ihtiyar ve iktidarımızın binler derece fevkınde bir suhulet ve sevk-i İlahi ile karsılaştık.

Fevkalade ve hayatımızda belki çok nadir yaşayacağımız bir halet-i ruhiye ile, her an gözlerimiz yaşlanmaya hazır bir ruh hali ile geçirdiğimiz, ve gittiğimiz her noktaya mırıldanarak Cevşen okuyup vardığımız hizmet mekanlarında, ve kemal-i şevkle bir paragraf bile olsa okuduğumuz Nur derslerinde; bize cennet dakikalarını yaşatan Rabb-i Rahimimiz’e hududsuz hamd u sena olsun.

 

Aciz Kardeşleriniz Ö., M., M.R.

Bangi / Malezya

© www.SaidNur.com ©