05 / 01 / 2001 Yeni Asya
Niye mi kestiler?
Hülya Kartal
``Barla'da Medrese-i Nuriyenin önünde bulunan çınar ağacı hakkında Üstad şöyle diyordu:``Ehl-i hükümet gelerek, `Eğer razı olursan şu ağacın bir dalını keseceğiz, sana da 10 bin altın vereceğiz; bu parayı Risâle-i Nurun hizmetine sarf edersin' deseler, vallahi razı olmam." (Son Şahitler-1 Bahri Çağlar) Ölmüş bir yakınınızdan kalan eski bir vazo, evinizdeki çini vazodan, eski bir sehpa milyarlık mobilyanızdan mânen daha değerlidir. Ağaçların insan ve diğer canlılar için ne kadar önemli olduğunu,
akciğer diye isimlendirildiğini ilkokuldan itibaren ders aldık. Ağaçlar bizim için önemli, fakat Barla' daki çam ve katran ağacı, taşıdığı hatıralar ve şahit olduğu hadiseler cihetiyle mânen daha değerliydi. Gelin görün ki bu değeri, katledenlere asla anlatamazsınız. Çünkü onlar en başta insana, kendilerine ve kâinata sadece bir nesne, bir kütle ve madde yığını olarak bakarlar. Böyle bir bakışa göre ağacın ne kıymeti ola? Geçen sene, gidecek kafileden dâvet geldiği halde yazı vazifelerim sebebiyle Barla' ya gitmek ve o iki ağacı da görmek nasip olmamıştı. Bu bahar beni de göndermesi için o gece yalvardım Rabbime. Ertesi sabah, çam ve katran ağacının katledildiği haberini gazetede okuyunca dondum kaldım. Bunu niçin yapmışlardır?1. Herkes hatıralarla dolu Barla'ya akın ettiği için, güya gidenlerin ayaklarını kesmek istemişlerdir. (Yanıldınız bayım! Şimdi daha çok gitmek istiyorum ve bu sene daha çok kişi gidecek!) 2. Hatıraları taşıyan eşyaları ortadan kaldırırlarsa, bir zaman sonra unuttururlar belki. Güleyim bari! Ne zavallı bir temenni! Yani üç nesil sonra kimse ortada hatıra bulamayacak, bahis de açılmayacak. Bayım, vefat etmiş bir yakınınızın hatıra olarak sakladığınız eşyası ortadan kaybolsa da, o kişiyle yaşanan hatıralar hafıza ve hayâlde yaşamaya devam eder. Siz Risâle-i Nurları, Necmeddin Şahiner' in şahitlerle bir bir görüşüp kaleme aldığı Son Şahitler serisini, İslâm Yaşar'ın Beşleme'sini, Serencam'ını ve daha bilmem ne kadar kitabı ortadan kaldırmadıkça bunun önünü alamazsınız. İsterseniz deneyin. Bin kere denenmiş ve başarısız olunmuş bir şeyi, bin birinci kez de siz deneyin, yorulun bize ne. Yorulmayasınız diye söyleyelim; bu, çimenleri biçmek ya da sakal tıraşı olmaya benzer. Biçtikçe çoğalır. Sizin aslında aleyhimizdeki her hareketiniz bizim için rahmet oluyor ve bedavâ reklâmımızı yapmış oluyorsunuz. O iki ağaç belki elli sene sonra kendiliğinden yıkılacaktı. Fakat, sıradan bir ölümü hak etmeyecek kadar önemliydiler. Üzerinde barınan asrın Müceddidinin çektiği çilelere ağlayan, fakat onunla da huzur bulan, zikreden o iki ağaç, Üstada yapılan zulmü nasıl haykıracaklardı? Dilleri yoktu. Zulmünüze maruz kaldılar da, ne menem bir şey olduğunuzu kâinata ilân ettiler. Biz gerçi o iki ağaca üzüldük. Ama sizin karanlıkta yürüyemeyen halinize daha çok üzülüyoruz. Işık uzatıyoruz, istemiyorsunuz. Bile isteye karanlıkta kalana da merhamet edilmez ki. Eğer beğenmediğiniz (hiç okumamışsınız ki beğenip beğenmediğiniz hakkında bir fikriniz olsun!) o Risâle-i Nurları açıp okusaydınız, değil ağaç katletmek, bir küçük böceği bile incitemeyecektiniz. Çünkü Risâleler, bize çiçeği, böceği, her şeyi bir kitap gibi okutturur, Allah'ı gösterir. Kimse Allah'ı gösterip tanıtan aynalar olan mahlûkatı yok etmek istemeyeceğinden, biz bir böceği bile öldürmeyiz. Ve kimse okuduğu, ilim öğrendiği bir kitabı yok etmez. Kâinattaki her mevcut bir kitaptır bayım! Ama sizin okuma-yazmanız da yok. Yazının başlığında niye kestiklerini soruyorduk. Size Son Şahitler-4' ten, Ali Tayyar'ın bir hatırasını nakledeceğim. Sorunun gerçek cevabı belki de bu satırlarda gizli. Üstadı görmüş ve hizmet etmiş bir talebesi olan Ali Tayyar, Risâle-i Nurları okuyor diye (o zamanlar okuyan herkese yapıldığı gibi) adliyeye sevk edilir. Bakın bundan sonra neler olmuş:``Mahkemede sorgu hakimi bana, `Niçin bu kitapları okuyorsun? Okuyacak kitap mı bulamadın? İmam-ı Gazali'nin, İmam-ı Rabbani'nin, Mevlâna Celâleddin'in eserlerini okusana! Bunlar hükümet tarafından yasaklanmış, bunları okuma!' dedi. Hakime hitaben, `O kitapların hepsi kütüphanemde mevcut. Ama bu eserlerin yeri müstesnadır' deyince, Hakim yarı istihza, yarı hakikat şunları söyledi: `Yani bunları okuyunca ne olmuşsun sanki!'Ben de cevaben, `Bu kitapların hayatımda yaptığı yüzlerce değişiklikten birini, müsaade ederseniz anlatayım' dedim ve şöyle devam ettim:``Muhterem Hakim Bey, biz göçebeyiz. Yaylalarımız ormanlıktır. Bu ormanları devletin görevli memurları bekler. Böyle olduğu halde, hiçbir ihtiyacımız yokken yarıçapı iki yüz santimetreye varan ardıç ağaçlarını, `Bu ağacın lavı mı daha fazla yükselecek, yoksa şu ağacın mı?' diye keyif için yakardık. Asırlık ağaçlar, birkaç dakika içinde kül olur giderdi. Bu eserlerden, `ağaçların bizim menfaatimiz için dağlarda ihtiyat ambarı gibi her türlü istifademize âmade oluşunu, havadaki gazat-ı muzırrayı tasfiye edişini, yağmuru çekişini, yaş kaldığı müddetçe de Yaratanı zikredişini' ve daha nice faydalarını okuduktan sonra, aynı muhitte yine koyunlarımızı otlatmamıza rağmen, artık kuru dallarını seçerek, pilavımızı, otlar yanmasın diye Say taşlarının üzerinde pişiriyorduk. Böyle bir değişikliğin, memleket ve millet için fevkalâde bir kazanç olduğunu takdir buyurmazsanız, vereceğiniz en ağır cezayı kemâl-i vicdan-ı kalble kabul ediyorum. Yoksa kitaplarımın iadesini ve dâvâmın beraetini talep ediyorum."Sözlerimi bitirince, Hakim Bey başını sallayarak `Anlıyorum evlâdım, anlıyorum evlâdım' dedikten sonra, `Maznunun beraetine, kitapların Ankara İlâhiyat Fakültesinden bir heyet tarafından tetkikine' karar verdi.Üç ay sonra kitaplarımın faydalı eserler olduğu, okunmasının devletin lâiklik prensibine aykırı olmadığı, Türkiye'de din ve vicdan hürriyeti bulunduğu gerekçesiyle iade edildi." (s. 207)O iki ağacı niye mi kestiler? Mânevî bağlantılarını kesmiş ve tefessüh etmiş bir adama `Ağacı niye kestin?' diye sormak biraz garip düşüyor.Akit, 3 Ocak 2001
Çamdağı'ndan esen yeller
Mustafa Kaplan
Çamdağı, Isparta vilayetinin Barla nahiyesi civarında, Eğirdir Gölü'ne bakan bir yüksek mekân. 75 sene önce devletin hışmına uğraan ve o günnü şanrtlarında karadan yolu bile bulunmayan Barlaypa sürgün edilen büyük İslâm alimi Bediüzzaman Said nursi Hazretleri, jandarmalardan fırsat buldukça bu dağa çıkar, Rabbine tazarru edermiş. Eserlerden bir kısmının orada Cenâb-ı Hak tarafından ilham edildiğini yazar. Oradaki bir katran ağacını i
se kendisine ibadet mahalli yapmış imiş.Vefatından snra o mekanlar, o ekolü takip edenler için de bir aziz hatıra mahalleri oldu. Oraya çıkarak Üstad'ın o zamanki hissiyatıyla hislenmeye çalışanlar için mübarek yerlerdi. ``Çamdağı'ndan esen yeller" dendi mi, Risâle-i nur talebelerinin yürekleri bir hoş olur.Evet, o büyükr müceddidin yolundan gidenler içinde, cehaletten kaynaklanan bir ``şekilcilik" hastalığı olmuştur diyebiliriz. Çamdağı'na çıkarak katran ağacında Cenâb-ı Hakk'ın teceliyatını tefeker ve müşahedeye güç yetiremeyehnlerin ise elbette şekilcilikte kalması normaldi..İşte o aziz misafire hayli zaman ev sahiplhiği yapan katran ağacı, meçhul eller tarafından keslip tahrip edilmiş. Bediüzzaman Hazretleri'nin (ra) cesedine tahaml edemeyerek Urfa'daki kabrinden çıkarıp kaçıran aynı eldir ki, şimdi de o zatın kaldığı mekanları tahrip ediyor.Allah size akıl vere!.. Böyle bir cinayetle neyi hedeflediğiniz doğrusu anlamakta güçlük çekiyorum. Eğer ümmeti şekilcilikten kurtarmak gibi dini bir gaye için yapmışsanız, evvela kendinizle tezada düşmüş olursunuz. Zira, laik bir devletin Allah rızası kaygusu olmamıştır ve olamaz da. Zaten böyle bir dşünceye sizin beyninizde yer yoktur.Eğer mecut Risâle-i Nur ekolü mensuplarını oralara olan teveccühünü kırmak, aralarına fitne sokmak niyetinde iseniz; aklınıza şaşayım! Cesedini kaçırdınız da, o mübarek müceddidin peşinden gitmeye mani olabildiniz mi? Bu sefer de aynı neticeyi göreceksiniz demektir.Cumartesi akşamı Moral FM'e mevzu ile ilgili görüşlerini açıklayan Mustafa Sungur Ağabeyi dinlemek nasib oldu. Aağbeyimizin ağzına sağlık, çok güzel yorum yaptılar.Pazar akşamı beni araan bzim Mehterbaşı Talip Bey kardeşimiz de; ağaç kesme işinin kendisen, Semud Kavminin mucize deveyi kesme işini hatırlattığını söyledi. Öyle ise, azanların elbette belalarını bulma mevsimi geliyor demektir.Hem efendim, bizim ağaçlarla ne işimiz olabilir, biz o nurlu eserlerin peşindeyiz. Gücünüz yetiyorsa bizleri oradan koparın! Kâinatı toplasanız acaba gücünüz yeter mi?Zaman, 3 Ocak 2001
Çam
katliamı ve tahammülsüzlük!Nevzat Bayhan
Dünya insanları biraz daha yakınlaşırken, birbirlerinin değer yargılarına biraz daha önem verip anlaşırken, bizde ne hikmettir bilinmez, bazıları gittikçe daha da bağnazlaşıyor. Fikrini beyan edenleri horlamak şöyle dursun, insanların değer verdiği bazı makam veya mekanlar yok edilmeye çalışılıyor. Dünyada sığınılacak hiçbir yer bulamayan Yahudilere kucak açmış, azınlıklara yaşanılır ortamlar sağlamış, Hıristiyanlardan kalan kiliseleri tamirata ve korumaya almış,
eski çağ tapınaklarını ziyarete açmış bir milletin hoşgörü abidesi ahfadı çeşitli tahriklerle bir yerlere sürüklenmeye çalışılıyor gibi. Okullarla, şahıslarla, yazılanlarla, kılık kıyafetle uğraşarak halkımızın bir kesimi tedirgin edildi. Bütün bu yapılanlar sabır sınırlarını çok aşıyordu; ama insanımız ülkenin geleceği ve toplum huzuru için tahrikleri sinesinde söndürüyordu. Çünkü bu insanlar ülkesini ve insanlarını çok seviyorlardı.Şimdi ise dağ başındaki ağaçlara bile tahammül edemeyen zavallılar çıktı. Çilekeş, fedakâr, vefakâr insanımız yeni bir saldırıyla yine üzülüyor. Yıllardır, kar, bora, fırtınaya dayanmış, rüzgâra, kasırgaya tahammül etmiş bir katran ağacı, çam ağacı bir gece paramparça edildi.Gerçi o bir ağaçtı ve onun gibi binlercesi hergün odun tomruk amacıyla kesiliyordu. Ancak bunların bir hatırası vardı. Orada Rabb'iyle baş başa kalmış bir kutlunun tesbihatı yankılanırdı kulaklarda, cevşen dolanırdı dillerde, ukba tüllenirdi gözlerde, huzur dolardı kalblere.Bu mekana insanlar bir kudsiyet addetmiyorlardı, bu ağaçlar da hiçbir zaman tapınılacak bir cisim olarak görülmemişti. Fakat onları parçalayanlar bir mabedi tahrip ettiklerini zannediyorlardı. On binlerin sokağa dökülerek galeyana geleceklerini sanmışlardı. Bu galeyan ve sokağa dökülme onlar için bulunmaz bir fısat olacaktı. Bu aziz ve nazik insanları bu hareketleriyle kamu vicdanında mahkum etmeyi düşünüyorlardı. Ama emellerine yine ulaşamadılar. Ve hiçbir zaman da ulaşamayacaklardı. Çünkü o katran ağacında otağını kuran zat, ``..ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim. Gözümde ne cennet sevdası var, ne cehennem korkusu. ..Milletimizin imanını selâmette görürsem, cehennemin alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken, gönlüm gül–gülistan olur." diyorduOnu okuyanlar yaratıcı–kul, yaratıcı–tabiat, kul–tabiat ilişkilerini çok iyi biliyor, gaye ve vasıtayı fevkalade idrak edebiliyor ve yaratılanı yaratandan ötürü hoş görmeyi solukluyorlardı.İşte Isparta Senirkent'ten yazan Arif Topçu ve İzmir'den Mehmet Akif Usanmaz'ın duyguları: `'Eğirdir ilçesi Barla kasabasının üstünde, Çam Dağı ormanlığında bulunan asırlık bir çam ağacı, bilinmeyen bir sebeple ağaç katillerince katledildi.Bu çam ağacı, zamanın yönetimince tehlikeli bulunarak sürgün cezasına çarptırılan Bediüzzaman Said Nursi'nin ara sıra tepesine çıkıp ya da altında oturarak dinlendiği, bu nedenle de üstadın eserlerini okuyanlarca, bazen piknik yapmak ve hatıralarını yad etmek için gezip görülen bir mahalde bulunan çam ağacı ve bir de, yine böyle meçhul kişilerce yakılarak kuru halde duran katran ağacı vardı.Bu iki ağaç da meçhul kişilerce Ramazan Bayramı öncesi kesilmiş.Risale–i Nur talebelerince bu ağaçların herhangi bir kutsiyeti yok. Ancak okuduğumuz bu Kur'an tefsirlerinin bir kısmı buralarda telif edildiği için, gezilip görülüyordu. Bu geziler bundan sonra da devam edecek.''Eserleri ve fikirleriyle insanlığa ışık olan Bedizzaman'la hitam–ı misk yapalım. ``İşte benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle, felâket ve musibetle geçti. Cemiyetin imanı, saadet ve selâmeti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim. Helâl olsun. Onlara beddua bile etmiyorum.'' Çünkü zaman kavga değil barış zamanı, düşmanlık değil kardeşlik zamanı. Buna engel olmak isteyenler ise sürekli kaybedenler olarak tarihe geçeceklerdir.
30 / 12 / 2000 Akit Gazetesinde Çıkan Haber

Çirkin saldırı ve tahrik
30 / 12 / 2000 Yeni Şafak Gazetesinde Çıkan Haber
Said Nursi'nin Tefekkür Ağacı Kesildi
ISPARTA
Bediüzzaman Said Nursi'nin Isparta'da kaldığı yıllarda tefekkür için sık sık gittiği Çam Dağı'ndaki Katran ve asırlık Çınar Ağacı kimliği belirsiz kişi veya kişilerce parçalandı. Kesilen ağaçlar Said Nursi'nin Risale-i Nur Külliyatı'nda adları ve fotoğraflarıyla yer alıyordu. Barla Belediye Başkanı Mustafa Soyöz, bunu yapanların Barla dışın
dan birileri olduğunun altını çizerek "Bunu yapanlar kesinlikle Barla'lı değildir."dedi.
31 / 12 / 2000 Kanal 7 Haber- İnternet sitesi

1925-26 yıllarında Isparta'nın Barla kasabasına mecburi ikamete gönderilen Said Nursi Hazretleri'nin burada bulunduğu yıllarda sık sık ziyaret ederek tefekkür ettiği Çamdağı'ndaki katran ve çınar ağacı, kimliği bilinmeyen kişi ya da kişilerce kesildi.
Yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslâm alimlerinden Said Nursi Hazretleri'nin Isparta'da kaldığı 35-36 yıl boyunca sık sık çıktığı ve tefekkür ettiği Çamdağı'nda bulunan katran ve asırlık çınar ağacı, kimliği belirsiz kişi veya kişilerce parçalandı. Kesilen ağaçlar, Bediüzzaman Said Nursi Hazretler
i'nin Risale-i Nur Külliyatı'nda adları ve fotoğrafları ile yer alıyordu.ISPARTA
1925-26 yıllarında Isparta'nın Barla kasabasına mecburi ikamete gönderilen Said Nursi Hazretleri'nin burada bulunduğu yıllarda sık sık ziyaret ederek tefekkür ettiği Çamdağı'ndaki katran ve çınar ağacı, kimliği bilinmeyen kişi ya da kişilerce kesildi.
Yüzyılımızın yetiştirdiği önde gelen İslâm alimlerinden Said Nursi Hazretleri'nin Isparta'da kaldığı 35-36 yıl boyunca sık sık çıktığı ve tefekkür ettiği Çamdağı'nda bulunan katran ve asırlık çınar ağacı, kimliği belirsiz kişi veya kişilerce parçalandı. Kesilen ağaçlar, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin Risale-i Nur Külliyatı'nda adları ve fotoğrafları ile yer alıyordu.
Ağaçların kesildikten sonra parçalanarak etrafa saçılması, yakacak odun niyetine kesilmediğinin en büyük göstergesi. Ayrıca, kesilen ağaç parçalarının ve köklerin üzerinde hiç kar tanesi olmaması ve ağacın talaşlarının dahi üzerinde durması, kesimin kar yağışından sonra çok yakın bir zamanda yapıldığı yönündeki
düşünceleri kuvvetlendiriyor.Özellikle çınar ağacının, kesildikten sonra devrilmesi için en azından 5 ya da 6 kişiye ihtiyaç duyulacak olması, gelenlerin sayısı hakkında kısmen de olsa bir ipucu veriyor. Said Nursi Hazretleri'nin çivi dahi çaktırmadan, tellerle bağlatarak yaptırdığı çınar ağacındaki kulübesi de kesim işinden nasibini almış. Kesim işleri yapan şahıslar asırlık çınarı devirdikten sonra üzerinde bulunan kulübeyi de parçalara ayırarak etrafa dağıtmışlar.
Barla Belediye Başkanı Mustafa Soyöz, bunu yapanların Barla dışından birileri olduğunun altını çizerek, "Bu caniliği yapanlar kesinlikle Barlalı değildir" dedi.
Soyöz, Çamdağı'nın manevi öneminin farkında olduklarını ve sık sık kontrol ettiklerini belirterek, "Çamdağı'nı sık sık kontrol ediyorduk, fakat yağan aşırı kar nedeniyle dağlara çıkmamız mümkün değildi. Şahıslar bu zamanı fırsat bilerek ağaçları kesmiş olabilirler" şeklinde konuştu.
TABELA DA TERS DÖNMÜŞ
Öte yandan, Çamdağı'nın yolunu işaret eden birkaç kilometre aşağıdaki tabelanın da devrilerek Çamdağı ile hiç alakası olmayan bir yeri gösterir halde olması dikkatlerden kaçmıyor. Her yönüyle organize bir iş olduğu anlaşılan kesimden sonra şimdi Çamdağı katransız ve çınarsız. Barla'da olayı duyan halk, bu caniliği işleyenlere beddua eder
ek, "Elleri kırılsın" diyor.MUSTAFA SUNGUR
Risale-i Nur Müellifi ve Naşiri Üstad Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin dâr-ı bekaya irtihalinden tam -40- küsur sene sonra, Isparta'nın Barla mıntıkasında olan Çam Dağı ile meşhur arazide, mucib-i teessür ve teessüf bir hadise meydana gelmiştir, şöyle ki:
Bugün 26 Aralık ve Ramazan-ı Şerif'in son günü, sahur vaktinde Isparta'dan Mustafa Uyar kardeş telefonla bizi aradı. Zaten her beldede ve her yerde olduğu gibi Nur Talebeleri'nin bir kısmı Ramazan-ı Mübarek'in gecelerini ihya ederler, bilhassa son on günde... Telefonda, Barla Belediye Reisi'nin üzüntülü bir sadâ ile kendisine telefon ettiğini, Çam Dağları'nda avcılık yapan birisinin ismini vererek Hz. Üstad'ın oradaki iki mübarek menzili olan Çam ve Katran Ağ
açları'nın motorlu hızarla kesilip yıkıldığını yakinen gördüğünü o avcı Belediye Reisine bildirmiş. Reis de Mustafa Uyar kardeşimize telefonda arzetmiş. Sonra aynı günde Abdullah Hoca ile Barla ahalisinden Ahmed Efendiler traktör ve yaya ile yarım metre kara rağmen bütün gün çam dağına çıkıp mezkur mes'eleyi tahkik ettiler ki, maalesef doğrudur....(Bu yazı www.saidnur .com adresinden alınmıştır. Yazının devamını bu adresten okuyabilirsiniz.)
31 / 12 / 2000 Zaman Gazetesindeki Haber
Said Nursi'nin hatırasına saldırı
Said Nursi'nin hayatında önemli yeri olan Barla'daki katran ve çınar ağacı ile kulübe, kimliği belirsiz kişilerce kesilerek parçalara ayrıldı.
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin Risale–i Nur Külliyatları'nın telifine başladığı yer olan Çamdağı, bu Ramazan Bayramı'na 'katran'sız ve çınarsız girdi. Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri'nin Barla'da kaldığı yıllarda sık sık ziyaret ederek tefekkür ettiği Çamdağı'ndaki katran ve çınar ağacı kimliği bilinmeyen kişi ya da kişilerce kesilmiş olarak
bulundu.Ağaçların kesildikten sonra parçalanarak etrafa atılması, yakacak odun niyetine kesilmediğinin en büyük göstergesi. Ayrıca kesilen ağaç parçalarının ve köklerin üzerinde hiç kar tanesi olmaması ve ağacın talaşlarının dahi üzerinde durması, kesimin kar yağışından sonra yapıldığı yönündeki düşünceleri kuvvetlendiriyor. Kesimin Ramazan Bayramı'na denk getirilmesi art niyet şüphesini iyiden iyiye güçlendirdi. Özellikle çınar ağacının kesildikten sonra devrilmesi için en azından 5 ya da 6 kişiye ihtiy
aç duyulacak olması, gelenlerin sayısı hakkında kısmen de olsa bir bilgi veriyor.Çivi bile çaktırmamıştı
Said Nursi Hazretleri'nin çivi dahi çaktırmadan, tellerle bağlatarak yaptırdığı çınar ağacındaki kulübesi de kesim işinden nasibini almış. Kesim işini yapan şahıslar asırlık çınarı devirdikten sonra üzerinde bulunan kulübeyi parçalara ayırarak etrafa dağıtmışlar. Barla Belediye Başkanı Mustafa Soyöz, bunu yapanların Barla dışından birileri olduğunun altını çizerek, "Bu caniliği yapanlar kesinlikle B
arlalı değildir." dedi. Soyöz, Çamdağı'nın manevi öneminin farkında olduklarını ve sık sık kontrol ettiklerini belirterek, "Çamdağı'nı sık sık kontrol ediyorduk; fakat yağan aşırı kar nedeniyle dağlara çıkmamız mümkün değildi. Şahıslar bu zamanı fırsat bilerek ağaçları kesmiş olabilirler." şeklinde konuştu.Tabela ters dönmüş
Öte yandan Çamdağı'nın yolunu işaret eden birkaç kilometre aşağıdaki tabelanın da çevrilerek Çamdağı ile hiç alakası olmayan bir yeri gösterir halde olması dikkatlerden kaçmadı. Her yönüyle organize bir iş olduğu anlaşılan kesimden sonra şimdi Çamdağı 'katran'sız ve 'çınar'sız. Her yıl on binlerce insanın ziyaret ederek huzur bulduğu Çamdağı, huzur arıyor. (Cha / ISPARTA)
03 / 01 /2000 Zaman Gazetesi
Tahrik Olmayın
CHA / ISPARTA- Çam
dağı Orman ve Çevre Güzelleştirme Kültür Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Erbay Dinçay, Said Nursi'nin ziyaretlerinde sık sık tefekkür ettiği katran ve çam ağaçlarının kesilmesinde amacın tahrik olabileceğini belirterek, "Çam dağına önem veren kardeşlerimizin tahrike kapılmamaları gerekir" dedi. Çamdağı Orman ve Çevre Güzelleştirme Kültür Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Erbay Dinçay, Said Nursi'nin ziyaretlerinde sık sık tefekkür ettiği katran ve çam ağaçlarının kesilmesinde amacın tahrik olabileceğini belirterek, "Çam dağına önem veren kardeşlerimizin tahrike kapılmamaları gerekir" dedi.Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin Isparta'da ikamet ettiği yıllarda sık sık tefekkür ettiği Çamdağı'ndaki katran ve çam ağacının kimliği belirsiz kişilerce kesilmesine tepkiler artarak devam ediyor. Çamdağı Orman ve Güzelleştirme Kültür Derneği Başkanı Erbay Dinçay, vatandaşların bu konuda daha duyarlı olmaları gerektiğini kaydederek, tahrike kapılmamaları konusunda uyarılarda bulundu. Dinçay, "Çamdağında gerçekleştirilen
eylem tahrike yönelik bir eylem olup, vatandaşlarımızın bu konuda duyarlı olmaları daha hayırlıdır" diye konuştu. Dinçay ayrıca, yapılan bu eylemle Isparta'da inanç turizmine büyük bir darbe vurulduğunu kaydederek, "Çamdağı Isparta'nın inanç turizmi yönünden çok aktif ve istikbal vadeden müstesna bir mekanıdır. Gerçekleştirilen bu saldırı sadece Çamdağını değil, tüm Isparta'yı etkilemiştir" şeklinde konuştu.Isparta İl Müftüsü Namık Hisar ise, maddi şeylerin yok edilip bir yere varılamayacağının altını çizerek, "Eğer bu eylem insanların oraya gitmesini engellemek için yapılmışsa, cehaletten başka bir şey değildir" dedi. Hisar, "Nedeni her ne olursa olsun ağaçların kesilmesi son derece yanlış, bu işin gizli yapılması ise tüm insanlara yapılmış bir hakarettir
" diye konuştu.Tepkiler büyüyor
Isparta'da günlük yayınlanan yerel gazetelerde bu olaya geniş yer verdi. Gülses gazetesi 'Bu ne şerefsizlik' başlığı ile verdiği haberde, yapılan eylemin son derece çirkin olduğunu ve bunun Isparta'nın inanç turizminde gelecekteki konumunu kötü yönde etkileyeceğinin altını çizerken, Akdeniz Gazetesi ise, sembol haline gelen bu ağaçların kesilmesinin son derece yanlış olduğunu vurguladı. Öte yandan, ağaçların söylenildiği gibi bayramdan 15–20 gün önce değil, kar yağdığı sırad
a ve bayramdan bir gün önce kesildiği yönündeki iddialarda gündemin ısınmasına neden oldu.03/ 01 / 2001 Yeni Asya Gazetesi
Ali Ferşadoğlu - Yaş kesen zihniyet, baş da keser
Büyük İslâm âlimi Bediüzzaman Said Nursî'nin Barla Çamdağı'ndaki tefekkür menzilleri olan çam ve katran ağaçları meçhul kişilerce kökünden kesilmesi haberini okuyup duyduğumuzda, tüylerimiz diken diken oldu! Çünkü, yaş kesen zihniyet, baş kesen zihniyettir, çam kesen zihniyettir!Barlalı vatandaşlar ise, ``Allah belâlarını versin!" d
iye beddua etmiş! Onlar belâlârını bulmuşlar zaten! Ağaç kesecek kadar vahşîleşmiş bir anlayış, belânın en dehşetlisiyle karşı karşıya kalmış demektir!Hedefleri nedir? Tahrik edip sokağa dökmek mi, intikam almak mı? Kur'ân ve onun nurunu, yorumu Risâle-i Nûr'u söndürmek için, tarihten bu yana akla hayâle gelmeyen, nice komplolar, iftiralar, yalanlar üretiyorlar, sürgünler, zehirlemeler, hapisler, işkenceler, cinâyetler işlemişler! Ama, yine başaramamışlar! Zaten, akılla, fikirle, mantıkla, ilimle mağlup edemedikleri hakikatleri, ``kılıca ve zorbalığa", eski çağların köhnemiş kafaları gibi, baltalara sarılarak mağlup etmek istediler. Akıl ve ilimle cevap vermek, mukabele etmek mümkün değildi; mukabele-i bissuyufa (kılıç ve kuvvetle karşılık vermeye) mecbur olup savaşı tercih ettiler. (Sözler, s. 333.)Değil ağaçları kesmekle korkurtmak, ``Saçlarım adedince başlarım olsa, her gün biri kesilse, yine bu baş zındıkaya boyun eğmeyecektir; iki hayatımı elime almışım, tek hayatlı olanlar meydanıma çıkmasın!" anlayışıyla müteharrik gür ormanlar gibi yetiştirdiği milyonlarca imân-Kur'ân kahramanlarını kim durdurabilir? Bunu yapan veya yaptıran kimdir? Sözüm ona okumuş da olsa ``cahildir, echeldir!" Çünkü, ``Allah'tan ancak âlim kulları korkar" (Fatır, 28.), ``Bilenlerle bilmeyenler bir değildir" (Zümer, 9.) Elbette orman ile, ağaç ile, asayiş ile, emniyet ile ilgilenenler, vazifelerini yaparak, ``yaş kesenleri, baş kesmeden" yakalamalı ve gerekli cezâyı vermelidir. Biz, ``Cahillerden yüz çevir" (A'raf, 199.), ``De ki: Ya Rabbi, ilmimi arttır" (Tâhâ, 114.) diyebiliriz? Ve çam kesen yılbaşı zihniyetine Kur'ân'ın, yeryüzü, yeşil, ağaç ve ağaçla ilgili hakikatlerini anlatırız:``Onun yeryüzünde sizin için rengârenk yarattığı şeylerde de, güzelce düşünüp öğüt alan bir topluluk için elbette birer delil vardır." (Nahl, 13.)Bir hadis-i şerîfte de ``toprağın yeşillendirilmesi" için şöyle bir teşvik vardır:``Arz Allah'ın arzıdır, insanlar da Allah'ın kullarıdır. Öyle ise kim bir sahipsiz, ölü araziyi ihya ederse, bu araziye herkesten ziyade hak sahibi olur." (Ebû Dâvûd, Harâc: 37)Diğer taraftan Kur'ân, bağ, bahçe, meyve vasıtasıyla, doğrudan teşbih ve temsiller yoluyla dolaylı olarak da ağaçlardan bahsederek, yeşili, oksijeni, temiz havayı zihinlere yerleştirir, bu mefhumu canlı tutar. Meselâ Kur'ân'da ağaç kelimesi, ``şecer" şeklinde 26, bağ ve bahçe karşılığı ``Cennet"i 146, aynı mânâyı taşıyan ``firdevs"i 2 defa geçer. Bir kısım ağaç cinsleri de, sûre adıdır. ``Tîn" şeklinde meyvenin faydaları sıralanarak bahsedilir.Ayet-i kerimelerde ise, hurma mânâsında olan ``Nahl", hurmalık, ``nahîl" 7, üzüm ``ineb ve a'nab" 11, zeytin 7, nar ``rumman" 7, kiraz ``sidre" 4 yerde zikredilir. Meyveden ise, ``fakiha ve semer" olarak haber veren kelimeler ise, 38 yerde geçer. Ağacı hatırlatan kapı, tahta, gemi, ok, değnek, beşik, kalem gibi pek çok kelime de, yine Kur'ân'ın birçok âyetinde işlenir. (Prof.. Dr. İbrahim Canan) ``Yeşili" ihya etmenin, yaş kesen-baş kesenleri engellemenin yolu, Kur'ân'dan, hadisten, Sünnet'ten, dinden, imândan geçmektedir. Bizim kültürümüz, sosyal alt yapımız, değerlerimiz, tarihimiz, bu mânâlarla yoğrulmuştur. Bir insan ile bir hayvanın, bir muazzam fuara gittiğini düşününüz. Hayvan, hemen fuarın yeşilliklerine koşar; otlar. İnsan da onunla birlikte gidemez! O da yeşilliklere takılamaz! O, kendisine verilmiş olan muazzam duyu, duygu, istidat ve kabiliyetlerle fuara girip; orada sergilenen hârika tarihî âlet, cihaz ve eşyalara bakıp gerekli bilgileri almak, ibretle seyretmek, okumak ve tefekkür etmektir. İnsan tefekkür etmeden geçip gidemez. Temel, İngiltere'den Trabzon'a gelen misafire şehri gezdiriyormuş. İngiliz misafir, çevreyi gezerken birkaç Türkçe kelime öğrenmek istemiş. Ağacın yanından geçerken:``Biz buna `tree' deriz, siz ne dersiniz?"``Biz bir şey demeyiz, yanından geçer gideriz!"Etrafımızda nice çiçekler, ağaçlar, bitkiler, tefekkûrî manzaralar bulunmakta, nice İlâhî filmler gösterilmektedir. Temel gibi ``geçip gidemeyiz!" Veya, canavar hayvan gibi ``kesip" gidemeyiz! Vazifemiz bir insan olarak tefekkürdür: O da girdi, gördü ki: Bütün ağaç ve nebatatın envâları, bil'icmâ, beraber; Lâ ilâhe illâ Hû diyorlar gibi lisan-ı hallerinden anladı. Çünkü bütün meyvedar ağaç ve nebatlar; mîzanlı ve fesahatli yapraklarının dilleriyle ve süslü cezaletli çiçeklerinin sözleriyle ve intizamlı ve belâgatli meyvelerinin kelimeleriyle beraber, müsebbihâne şehadet getirdiklerine ve Lâ ilâhe illâ Hû dediklerine delâlet ve şehadet eden delilleri gördü. (Şuâlar, 106) Her şey Cenâb-ı Hakkın nâmına hareket eder ki, zerrecikler gibi tohumlar, çekirdekler, başlarında koca ağaçları taşıyor, dağ gibi yükleri kaldırıyorlar. Demek her bir ağaç ``Bismillâh" der; hazîne-i rahmet meyvelerinden ellerini dolduruyor, bizlere tablacılık ediyor.