Risale-i Nur Külliyatından
(Yirmiyedinci Mektub' tan)
İSTİZAH
Bu KASTAMONU LÂHİKASI'nı Bediüzzaman
SaidNursî Hazretleri Kuleönlü küçük Ali Ağabeye yazdırıp, tashih ettikten
sonrahangi mektubların neşredilip, hangilerinin neşredilmiyeceğini bizzat kendi
elleriyle işaretleyip, tek neşir nüshası olarak Ankara'ya göndermişlerdir.
Malumunuz matbaa ile basım
devresinden evvel binlerce insan Risale-i Nur'a hizmetetmek ve Bediüzzaman
Hazretlerinin duasını almak için, Risale-i Nur kitabların veLâhika mektublarını
elle yazıp Üstada tashih ve sonuna dua için göndermişlerdir. Üstad hazretleri
de gelen elle yazılmış eski yazılı risaleleri velâhika mektublarını tashih
ederek sahiblerine bir dua yazıb geri gönderiyordu.Bilhassa bu nüshalar ve
lahika mektubları (Neşir Nushası olmayıp) matbaa ilebasım neşriyatı için medar
ve asıl olamaz. Çünkü o zaman etrafa gönderilenbazı mektublar, hususi
mşahısları alakadar edip, muvakkat bir zaman içinyazılmıştı, dâimî ve umuma neşr
olunacak mektublardan değildi. Ve bunlarda lahikalara yazılmıştı. Nitekim Üstad
Hazretleri matbaa ile neşir için tashihederek bize gönderdiği Emirdağ Lâhika
mektublarında, neşrolunacakmektubların baş ve sonlarını bizzat parantezlerle
işaretlemiştir. Bazımektubların bir kısmını ve hatta bazan mektubun baş ve son
kısımlarınıneşir hârici bırakmışlardır.
Kastamonu Lâhikasında da 4. cü
kısmına kadar neşrolmıyacakmektubların etrafını bir çizgi ile çevirmişler,
neşrolacak mektubları da tashihedip dokunmamışlar.
Kastamonu Lâhikasınanın 5. ci son
kısmını da neşrolacak mektublarınbaş ve sonlarını parentezlerle işaretlemişler,
neşrolmayacakları öylecebırakmışlar. Denizli, Emirdağ 1 ve Emirdağ 2 ve
Kastamonu lâhika mektublarıumuma matbaa ile neşir için, Üstad Hazretleri
tarafından bu şekilde tesbit ve tayinedilerek Ankara'ya tek nüsha olarak
gönderilmiş olup, bizler de Üstad Hazretlerinin butesbit ve tayinine uyarak bu
lâhikaları Allah-u Tealanın yardımı ve ÜstadHazretlerinin bizzat izinleri ile
neşretmiş bulunuyoruz.
Bütün diğer neşriyatların da, Üstad
Hazretlerinin yalnız neşirnüshalarında tesbit ve tayin ettiği şekle uymaları
lazım geldiği kanaatindeyiz.
İnşaallah Bilâhere bütün lâhikalar
da Üstad Hazretlerinin tayin ve tesbitleriile neşrini istediği ve tashih ettikleri
mektubların orijinal asılları bilgisayarlakopyaları alınıp, tıbkı basım olarak
neşirolunacaktır.
Hidayet ve tevfiki Cenab-ı Erhamürrahîminden niyaz ederiz
Nâşir
Sh:»(K:5)
بِاسْمِهِ
سُبْحَانَهُ *
وَاِنْمِنْ
شَئٍْ اِلاَّيُسَبِّحُ
بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ
عَلَيْكُمْ
وَرَحْمَةُ
اللَّهِ
وَبَرَكَاتُهُ
(1)
Aziz Vefadar ve Sıddık Kardeşim
Sabri!
Benim yanımda zâyi olmak ihtimali
bulunan kendi müşevveş yazımlayazılan müsveddeleri size göndermek için bir
vâsıta bulamadığımdan ve ikisene evvel Risale-i Nura ait İşârât-ı Kur'aniyenin
bir kısım müsveddesini Hüsrev'e gönderdiğim halde vusulünde hiç bir haber
alamadığımdan ve ehl-idünya bana çok dikkat ve tecessüs ettiklerinden çok
mahzun idim, daha muhabereedemedim.
Ne olursa olsun diye, şimdi niyet
ettim ki, bir vasıta ile sana o kıymetli emanetlerimuhafaza etmek ve benim için
tebyiz etmek için cevabın gelirse göndereceğim. Birkeseye bazı âdi şeyler
içinde, emanet suretinde bir hediye ve başka bir adamtarafından gönderilmesini,
siz nasıl münasib görürseniz öyle yapalım.
Sen bilirsin, oralardaki
kardaşlarıma ne kadar alakadarım. Eğer isimlerini yazabilseydim, kimleri
yazacağımızı da bilirsin, seni tevkil ediyorum.
Yalnız müsveddeleri güzelce tebyiz
et ve benim hattımı tam okuyabilen vehatırımdan çıkmayan ve hayat ve
sıhhatlarından haberim olmayan ŞamlıHâfız Tevfik, Hüsrev, Hâfız Ali gibi
kardaşlarım mahremce o müsveddeleritebyiz etsinler. Bilemedikleri biryeri
beraberce baksınlar.
Kardeşlerim! Kat'iyyen biliniz ki,
her yirmi dört saatte yirmi
Sh:»(K:6)
defa sarih isimlerle dua ve
münacatlarımda bulunmakla beraber, Risale-i Nur'unSâdık talebeleri ünvanı ile,
yüz defadan ziyade ve niyet ve tasavvurca beşyüzdenfazla bulunduğunuzu size
haber veriyorum. Bundan Risale-i Nura sadakat ve hizmet nekadar ehemmiyetli
olduğunu kıyas ediniz. Müsveddeler içinde bulunan ve tevafuk-ucifrî perdesini
bırakıp, sarih bir surette Risale-i Nurun meşhur parçalarına daişaret eden,
üçüncü keramet-i Âleviye bütün hüzünlerimi izale ettiği gibi,size de dahi o
tesiri edecek ümit ederim.
Hem İmam-ı Ali (R.A.) Âyet-i Kübra
nâmını verdiği misilsiz bir Risaleninmüsveddeleri de beraberdir. Hem iki
seneden beri sakladığım ve göndermesineçare bulamadığım, Risale-i Nura işaret
eden otuzüç âyâtın müsveddesiiçinde var. Eğer evvelce gönderdiğim noksan
müsvedde vâsıl olmuşsamukabele edilsin..
Pek çok hasretler ve iştiyaklarla
sâdık kardeşlerine ve sıddîkarkadaşlarına selam ve dua ve istid'a eden ve beş
nev'i gurbetlere ve dört çeşithastalıklara da kemal-i ferah ve şükür ve tam
rıza ve sabır bulan ve bütünbütün yalnız kalan...
Kardeşiniz
Said Nursî
*
* *
بِاسْمِهِ
مَنْ
تُسَبِّحُ
لَهُ
السَّموَاتُ
السَّبْعُ
وَاْلاَرْضُ
وَمَنْ
فِيهِنَّ وَاِنْ
مِنْ شَيْءٍ
اِلاَّ
يُسَبِّحُ
بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ
عَلَيْكُمْ
وَ رَحْمَةُ
اللَّهِ وَ
بَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ
حُرُوفِ
رَسَآئِلِ
النُّررِ
الْمَكْتُوبَةِ
وَالْمَقْرُوئَةِ
وَالْمُتَمَثِّلَةِ
فِى
الْهَوَآءِ
اِلَىَ
يَوْمِ الْقِيَامِ
اَمِينَ
(2)
Azîz, Sıddık, Mübarek Kardeşlerim ve
Hizmet-i Kur'aniye ve Îmaniyede İhlaslı ve Şanlı Arkadaşlarım!
Cenâb-ı Hakka hadsiz şükür ve
hamd ederim ki, İhtiyarlar Risalesi'ndeki ümidimi ve Müdâfaat Risalesi'ndeki
iddiamı si-
Sh: »
(K: 7)
zinle
tasdik ettirdi. Evet لِلَّهِ
الْحَمْدُبِعَدَدِالذَّرَّاتِ
مِنَ
اْلاَزَلِ
اِلَىاْلاَبَدِ sizin ile otuz bine
mukabil gelen otuz Abdurrahman'ı, belki yüz otuz, belki bin yüz otuz
Abdurrahman'ı Risalet-in Nur'a ihsan etti.
Hem unutulmıyan, her vakit yanımda
bulunan kardeşlerim, Risale-i Nur'a sizin gibi pek ciddî sahib ve muhâfız ve vâris
ve hakikatbîn ve kıymetşinas zatların benim yerimde benden daha kuvvetli, ihlâslı olarak vazife-i Kur'âniye
ve îmaniyede çalıştıklarını gördüğümden, kemal-i ferah ve sürur ve itminan ve istirahat-ı kalb ile
ecelimi ve mevtimi ve kabrimi karşılıyorum, bekliyorum.
Ben,
sizi yazılarınızda ve hatırımdan çıkmayan hidematınızda günde müteaddid defalar görüyorum. Ve size olan iştiyâkımı tatmin
ediyorum. Siz de bu bîçare kardeşinizi Risalelerde görüp sohbet edebilirsiniz.
Ehl-i hakikatın sohbetine zaman, mekân mâni olmaz; manevî radyo hükmünde biri şarkta biri
garbda, biri dünyada biri berzahta olsa da râbıta-i Kur'âniye ve îmaniye
onları birbiriyle konuşturur.
Mâşâallah, Bârekâllah Kerâmât-ı
Aleviye'nin Risalet-in Nur'a imzasını bu zamanda tam tasdik ettiren kerâmât-ı kalem-i Alevî (Ali) ve
Kur'an'a çok kıymetdar hizmeti ve Mu'cizât-ı Ahmediye'nin (A.S.M.) hârika bir kerametini
gözlere gösteren ve Kur'anın altun bir anahtarı olan kalem-i Hüsrevî; değil yalnız bizleri,
belki ruhânîleri ve melekleri de sevindiriyorlar.
Bu def'a, elmas kalemli mübarekler
tarafından bir sual var. Şimdilik cevab elimde değil. Eğer elime verilse, size
gelir. Her gün hâtırımda bulunan Rüşdü, Re'fet, Süleyman, vesþair (
ت ، م ) ve ( ح
، ق ) ve Abdullah ve sâir
isimlerini beyan etmediğim kıymetdar kardeşlerim ile hususî konuşmadığımdan gücenmesinler; çünki hizmetinizin
azameti ve ehemmiyeti ve muarızların kuvveti ve şeytaneti
nisbetinde ihtiyata ve dikkate mecburuz.
Hâfız Ali ile Hüsrev'in
birbirleriyle ciddî bir mahviyet içinde kardeşlik irtibatları, Risale-i
İhlâs'ın tam sırrına mazhar
Sh: »
(K: 8)
olduğunuzu bana
ihsas etti, ümidlerimi fevkalâde kuvvetlendirdi.
Ben daha ziyade yazacaktım, fakat şimdi
birisi postahaneye gitmek üzere olduğu için acele ettiğinden kısa kestim.
Duanıza muhtaç
S.
N.
* * *
بِاسْمِهِ
سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ
شَيْءٍ اِلاَّ
يُسَبِّحُ
بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ
عَلَيْكُمْ
وَ رَحْمَةُ
اللَّهِ وَ
بَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ
عَاشِرَاتِ
دَقَائِقِ
اَيَّامِ
الْفِرَاقِ
(3)
Azîz, Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet-i
Kur'aniyede Kuvvetli, Dirayetli Arkadaşlarım!
Bu zaman cemaat zamanıdır.
Ehemmiyet ve kıymet, şahs-ı maneviye göre olur. Maddî ve ferdî ve fâni şahsın mahiyeti nazara alınmamalı. Hususan
benim gibi bir bîçarenin kıymetinden bin derece ziyade ehemmiyet
vermekle, bir batmanı kaldırmıyan zaîf omuzuna, binler batman ağırlığı yüklense altında ezilir.
Lillâhilhamd, Risalet-in-Nur, bu asrı, belki
gelen istikbâli tenvîr edebilir bir mu'cize-i Kur'aniye olduğunu çok
tecrübeler ve vâkıalar ile körlere de göstermiş. Ona ait medh ü senanız tam yerindedir; fakat bana
verdiğinizden, binden birine de kendimi lâyık göremem.Yalnız, pek
büyük bir nimete ve muvaffakıyete sizin gibi hakikatlı talebelerin iştirak ve
sa'y ü gayretleriyle mazhariyetim noktasında, Risale-i Nur hesabına ebede kadar
iftihar ederim.
Nur iskele me'muru Sabri kardeş! Sabri,
Süleyman ve Hüsrev üçünüzün sohbetinde, benim de iki cihette belki üç cihette iştirakim
var.
Nur fabrikası nam sahibi Hâfız Ali
kardeş! Fevkalâde mektubun, ehemmiyetsiz şahsiyetim hariç kalmak şartiyle
bana hârika göründü. Senin hâlis ve yüksek dirayetin terakkide
Sh: »
(K: 9)
olduğunu
gösterdi. Bana, "İşte çok Abdurrahman'ları taşıyan bir Ali" dedirdi.
Mustafa'lar, Küçük Ali, mübarek ve
münevver kardeşler! Mektubunuz, Büyük Ali'nin mektubu gibi acib bir hakikatı ifade
eder. O hakikat, Risale-i Nur hakkında haktır. Fakat benim haddimden değil ki, o
hududa gireyim.
Evet عُلَمَآءُ
اُمَّتِى
كَاَنْبِيَآءِ
بَنِى اِسْرَآئيِلَ ferman etmiş. Gavs-ı Â'zam Şâh-ı Geylânî, İmam-ı Gazâli,
İmam-ı Rabbânî gibi hem şahsen, hem vazifeten büyük ve harika zatlar
bu hadîsi, kıymetdar irşâdâtlarıyla ve eserleriyle fiilen tasdik etmişler. O zamanlar bir cihette
ferdiyet zamanı olduğundan hikmet-i Rabbaniye onlar gibi feridleri ve kudsî dâhileri ümmetin
imdadına göndermiş.
Şimdi ise aynı vazifeye,
fakat müşkilâtlı ve dehşetli şerait içinde, bir şahs-ı mânevî hükmünde bulunan
Risalet-in Nur'u ve sırr-ı tesanüd ile bir ferd-i ferîd mânasında olan şakirdlerini
bu cemaat zamanında o mühim vazifeye koşturmuş. Bu sırra binaen, benim gibi bir
neferin, ağırlaşmış müşiriyet makamında ancak bir dümdarlık vazifesi var.
Re'fet kardeş! Senin ile hiç olmazsa her
dört günde bir kerre görüşmeye ihtiyaç ve iştiyakım varken, dört sene sonra
hususî görüşebildik. Senin gibi hem kıymetdar te'sirli diliyle ve kuvvetli,
letafetli kalemiyle Risalet-in Nur'a çok ehemmiyetli hizmet edenler her vakit
hâtırımda mânevî muhatablarım ve hayâlen yanımda hazır arkadaşlarımdırlar.
Risalet-in Nur'un fevkalâde te'sirli intişarı nazar-ı dikkati celbetmesinden, şimdilik
ziyade ihtiyat lâzımdır.
İktisad Risalesi'yle, Çocukların
Ta'ziyenamesi risaleleri gönderilse münasibdir.
Umum kardeşlerime, hususan haslarına birer
birer selâm ve dua ederim. Ve o mübarek ve kıymetdar arkadaşlarımın hatırları için hem
akrabalarını, hem karyelerini, kendi akrabam ve karyem içine alıp öylece
dua ederek mânevî kazançlarıma teşrik ediyorum.
* * *
Sh: »
(K: 10)
(4)
Aziz Kardeşim Hüsrev!
Şükür, hakkımda inayet-i İlahiyye
devam ediyor. Ben burada rahatım, fakathizmete şiddetle ihtiyacım var.
Sizlerden biriniz yanımda bulunmazsa çoküzüleceğim. En evvel hizmet nöbeti
senin alâkasızlığın için sanadüştü, sonra başkası yapar. Bu husus için ben
burada hükümete ve emniyetmüdürüne müracaat ettim. Eğer senin yol masrafın
verilse veya teshilat gösterilseçok iyi olur. Yoksa borç ediniz, burada beraber
çalışıp o borcu vereceğiz.Gelirken beraber mu'cizeli Kur'anımızı ve matbu
Onuncu Sözü ve Hâfız Ali'ninel yazısı ile benim için tevafuklu yazılan Onuncu
Sözü ve altı Esma-iİlahiyenin altı nükteleri eğer yazmışsan birlikte getir. Bu
husus hakkındaburadaki zabıtaya ve hükümete bildirdim. Süleyman ve kardeşlerime
çok selam.
11 Mayıs 1936
Kardeşiniz
Kastamonu Emniyet
SaidNursî
Müdürüyeti Eliyle
***
(5)
Azîz, Sıddık, Fedâkâr, Vefâkâr Kardeşlerim,
Sizler ile muhabere edemediğimin
sebebi, fevkalâde bir dikkat ve tazyik ve tecrid altında bulunduğumdur. Hâlık-ı Rahîm'ime
hadsiz şükürler olsun ki, kuvvetli bir sabır ve tahammülü ihsan ederek
sû-i kasdlarını akîm bıraktı. Burada müfarakat zamanımın her bir ayı bir sene haps-i münferid
hükmünde ezici olduğu halde, dualarınız berekâtıyla, inayet-i İlâhiye her günümü bir ay kadar mes'udane bir ömre
çevirdi. Benim istirahatım cihetinde merak etmeyiniz, rahmetin iltifatı devamdadır.
Sabri kardeş! Sabırlı ol, ehemmiyetsiz ve zararsız olan
vehmî ve asabî hastalığına
ehemmiyet verme. Şifaya dua edilmekle beraber; zararsız, hatarsızdır. Çünki eğer
hatarât, seyyie ise; nasılki âyinede temessül eden pislik, pis değil ve
âyinedeki yılan sureti ısırmaz ve ateşin timsali yakmaz. Öyle de, kalbin ve hayâlin âyinelerinde rızasız,
ihtiyarsız gelen pis ve çirkin ve küfrî hatırâlar zarar vermezler.
Sh: »
(K: 11)
Çünki: İlm-i Usulde tasavvur-u küfür,
küfür değil ve tahayyül-ü şetm, şetm olmaz.Hasene ise nuranî
olduğundan, tasavvur ve tahayyülü dahi hasenedir. Çünki âyinede nurânînin
timsali ziya verir, hâsiyeti var; kesifin misali ölüdür, hayatsızdır, te'siri
yoktur. Eğer sair teellümât-ı ruhaniye ise; sabra, mücahedeye alıştırmak için
Rabbanî bir kamçıdır. Çünki emn ve ye'sin vartasına düşmemek hikmetiyle havf ve
reca müvazenesinde, sabır ve şükürde bulunmak için kabz-bast hâletleri, Celâl ve Cemâl tecellisinden
intibah ehline gelmesi; ehl-i hakikatça medar-ı terakki bir düstur-u meşhurdur.
Şamlı Tevfik'in ihtiyatını takdir
etmekle beraber, eski kıymetdar hizmetlerinin onun defter-i a'mâline dâimî bir surette yazı yazmaları için, o
dahi dâimî çalışması gerekti. Şükür yine, elmas kalemiyle vazifesine başlaması, ruhumu ümidler ve iştiyaklarla
neş'elendirdi; Barla hayatını hasretle hatırlattı.
Sabri kardeş! İmamet vazifesinde
Risalet-in Nur'a zarar yok, ruhsatla amel niyetiyle şimdilik çekilme.
Hüsrev kardeş! Beşinci Şua'ın kıymetini tam beyan ve
takdîrin beni çok mesrûr etti. İkinci def'a yaldızlı bir Kur'anı yazdığın, beni fevkalâde müferrah
etti. Hem benim için de yeni risaleleri mübarek kaleminle (Hâşiye)
istinsah ettiğin, beni minnetdarlık hissinden mesrûrane ağlattı.
Rüşdü ve Re'fet'in sıhhatleri
ve kemâl-i sadakat ve sebatları, hazin endişelerimi izâle etti. Isparta
talebeleri hatırları için, ben Isparta'yı kendi karyem (Nurs) ile beraber duamda dâhil
ediyorum. Hattâ emvâtına, Nurs emvâtı gibi dua ediyorum. Hakikî vatanım ve memleketim nazarıyla o
vilâyete bakıyorum.
Makinası kuvvetli Ali kardeş! Sizlerin
hâlisâne ve ciddi faaliyetinizden, Risale-i Nur'a sizler gibi sarsılmaz çok
talebeler zuhur ve devam ettiklerini ümid ederdim. Bildiğim Abdullah gibi ve bilmediğim umum
kardeşlerime selâmımı ve bütün manevî kazançlarıma onları teşrik ettiğimi tebliğ ediniz.
Muhaberemde isimlerini yazmadığım ve hatırımda yazdığım
______________________
(Hâşiye): Medar-ı hayret
bir lütf-u bereket: Gül fabrikasının kâtibliğiyle Risalet-in Nur'a
intisab eden Hüsrev, iki buçuk sene evvel bir küçük şişe gülyağı göndermişti.
Mütemadiyen istimal ettiğim halde daha bitmedi, devam eder. Kardeşiniz Emin
yanımdadır, bu berekete şehadet eder, hem size selâm eder.
Sh: » (K: 12)
kıymetdar
kardeşlerimle çok alâkadarım.
Kardeşlerim! Çok ihtiyat ediniz,
münafıklar çoktur.
Mümkün oldukça risalelerin buradan
irsal edildiğini söylemeyiniz; tâ Risale-i Nur hizmetine zarar gelmesin.
Maatteessüf ben burada bütün bütün
yalnız kaldığım için,
çok ehemmiyetli hakikatlar yazılmadan, kaydedilmeden geldiler ve gittiler.
Kuleönü'nün hâlis ve ciddî ve mübarek çalışkanlarına ve İslâmköyü'nün sâdık ve
gayretli ve kesretli talebelerine ve Barla'da vefadar ve kıymetli dostlarıma ve
bilhassa Eğirdir'de fedakâr ve vefadar Hakkı ve Mehmed gibi kardeşlerime ve
sâir umum ihvanıma binler selâm ve dualar.
Dualarınıza kuvvetli îtimad eden ve
çok muhtaç bulunan
Kardeşiniz
Said Nursî
* * *
(6)
Azîz, Sıddık ve Fedâkâr ve Vefâkâr
Kardeşlerim; ve Hizmet-i Kur'aniye ve İmaniyede Kuvvetli ve Kıymetli ve
Çalışkan ve Muktedir Arkadaşlarım!
Bu dünyada benim için medar-ı tesellî
sizlersiniz ve hakkınızda büyük ümidlerimi doğru çıkardınız. Cenâb-ı Hak
sizden ebeden razı olsun, âmîn...
İrsâlâtınız ve bilhassa Onuncu Söz
buraya o derece faide verdi ki, herbir sahifesine mukabil elimden gelseydi
büyük bir hediye verirdim. Çoktan beri göremediğim için ben hangisini
okursam "En birinci budur" derdim. Ötekine bakardım,
"Bu birincidir." Daha öbürüsüne baktıkça hayret ederek kat'î
kanaatım geldi ki; Risalet-in Nur'un kitabları birbirine tercih edilmez.
Her birinin, kendi makamında riyaseti var. Ve bu zamanı tenvir
eden bir mu'cize-i mâneviye-i Kur'aniyedir.
Onuncu Sözün tatlı bir
kerameti; iki üç senedir bana hapiste verdikleri gibi arzuma muhalif olarak her
gün bir tayın veriliyordu. Ehemmiyetli iki sebebe binaen kabul etmeye mec-
Sh: »
(K: 13)
burdum.
Fakat onu yemezdim, tebdil ederek, şeker, çay, ekmek tedarik ederdim. Bir gün
iskan memuru geldi, tayın verdi ve dedi, bundan sonra daha sana tayın vermiyeceğiz. Ben
memnun oldum. Fakat birden hatırıma geldi ki, şeker, çay lazımdır.
Hediyeleri de kabul etmem diye, bir endişeye düştüm. Aynı günde beş sene şeker ve
çayımı temin eden ve merhum Abdurrahmana beş senede aldığı yaraları tedavi
ile kuvvetli bir îman kazandıran, vefatından bir iki ay evvel imdadına yetişen ve
ehl-i ilhadı azm ettikleri inkar-ı haşirden vazgeçiren Onuncu
Söz'ün (fevkal-me'mul, ne nüshalarının ve ne vücudundan ve ne de gelmesinden hiç
haberim yokken) müteaddit nüshaları o vakitte geldi. Lisan-ı hal ile dedi: "Merak
etme, senin hem vazifene hem hayatına yardım için geldim, inayet-i
Rabbaniye, tarafından gönderildim."
Evet bu asrın ehemmiyetli ve mânevî ve
ilmî bir mürşidi olan Risalet-in-Nur'un hey'et-i mecmuası, sâir şahsî büyük mürşidler gibi
kendine muvafık ve hakikat-ı ilmiyeye münasib olarak, bir kaç nevide ve bilhassa hakaik-ı
îmaniyenin izharında, intişarında azîm kerametleri olduğu gibi; üç keramet-i zâhiresi bulunan
Mu'cizat-ı Ahmediye, Onuncu Söz ve Yirmidokuzuncu Söz ve Âyet-ül Kübrâ gibi çok
risaleleri dahi herbiri kendine mahsus kerametleri bulunduğunu çok emâreler ve vakıalar bana
kat'î bir kanaat vermiş. Hattâ sekeratta bulunan talebelerine îmanını kurtarmak için bir mürşid gibi
yetiştiğine müteaddid vakıalar şübhe bırakmıyor.
-Bir saat tefekkür, bir sene
ibâdet-i nâfile hükmünde... - Bir misali "Nur'un Hizb-i Ekberidir"
diye müşahede ettim ve kanaat getirdim. (Hâşiye)
Sizlere Risalet-in-Nur'un Hizb-i
Ekberini ve Kur'an'ın Hizb-i Âzamını göndermek isterdim. Fakat Hizb-i Âzam çok uzun olduğundan daha
yazdıramadım. Hizb-i Ekber ise, tercüme etmek istedim; şimdilik vazgeçtim. Sizin
gibi kardeşlerin
_______________________
(Hâşiye): Âyet-ül-Kübrâ'nın üçüncü
menzilinin başında, Ahmed-i Fârukî Risale-i Nur hakkında demiş ki:
"Mütekellimînden biri gelecek, bütün hakaik-i îmaniyeyi kemal-i vuzuh ile
beyan ve isbat edecek." Zaman isbat etti ki; o adam, adam değil belki
Risale-i Nur'dur. Ehl-i keşf Risale-i Nur'u, ehemmiyetsiz olan tercümanı suretinde
keşiflerinde müşahede etmişler, bir adam demişler.
Sh: »
(K: 14)
tercümeye muhtaç olmadığını düşünüp, yalnız Arabî
suretini göndereceğim, inşâallah.
Sizlere evvelce Âyet-ül-Kübrâ'nın Birinci
Makamı'nın hülâsası namıyle gönderdiğim parça, o Hizbin esasıdır. İhtiyarsız, o esasa küçük fıkralar ve
bazı kayıdlar ilâve edildiği vakit, birden başka bir şekil aldı; inkişaf ve
inbisat ederek Âyet-ül-Kübra'nın misal-i musaggarı gibi şehadet-i tevhidiyesi parladı, mânaları ziyalandı; ruhuma,
kalbime, fikrime büyük bir inşirah vermeye başladı. Ben de en yorgunluk ve
usanç zamanımda onu mütefekkirane okudum, büyük zevk ve şevk hissettim.
Bir suale cevab olarak yazdığım bir fıkrayı, size de faidesi olur
ihtimaliyle beyan ediyorum:
Evliya dîvanlarını ve ulemanın kitablarını çok
mütalâa eden bir kısım zâtlar taraflarından soruldu: "Risalet-in-Nur'un verdiği zevk ve şevk ve
îman ve iz'an onlardan çok kuvvetli olmasının sebebi nedir?"
Elcevab: Eski mübarek zâtların ekser
dîvanları ve ulemanın bir kısım risaleleri îmanın ve marifetin neticelerinden ve
meyvelerinden ve feyizlerinden bahsederler. Onların zamanlarında îmanın esasatına ve
köklerine hücum yoktu ve erkân-ı îman sarsılmıyordu. Şimdi ise köklerine ve erkânına şiddetli ve
cemaatli bir surette taarruz var. O dîvanlar ve risalelerin çoğu has
mü'minlere ve ferdlere hitâb ederler, bu zamanın dehşetli taarruzunu
def'edemiyorlar.
Risalet-in-Nur ise, Kur'an'ın bir
mânevî mu'cizesi olarak îmanın esasatını kurtarıyor ve mevcud îmandan
istifade cihetine değil, belki çok deliller ve parlak bürhanlar ile îmanın isbatına ve
tahkikine ve muhafazasına ve şübehattan kurtarmasına hizmet ettiğinden; herkese bu zamanda
ekmek gibi, ilâç gibi lüzumu var olduğunu dikkatle bakanlar
hükmediyorlar. O divanlar derler ki: «Veli ol, gör; makamata çık, bak;
nurları, feyizleri al.»
Risalet-in-Nur ise der: "Her
kim olursan ol; bak, gör, yalnız gözünü aç, hakikatı müşahede et, saadet-i
ebediyenin anahtarı
Sh: »
(K: 15)
olan
îmanını kurtar."
Hem Risalet-in-Nur, en evvel
tercümanının nefsini iknaa çalışır, sonra başkalara
bakar. Elbette nefs-i emmaresini tam ikna eden ve vesvesesini tamâmen izâle
eden bir ders, gayet kuvvetli ve hâlistir ki, bu zamanda cemaat şekline
girmiş dehşetli bir şahs-ı mânevî-i dalâlet karşısında tek başıyle
gâlibane mukabele eder.
Hem Risalet-in-Nur, sâir ulemânın eserleri
gibi, yalnız aklın ayağı ve nazarıyla ders verip hakikat ile; ve evliya misillü yalnız kalbin keşf ve
zevkiyle hareket etmiyor; Belki akıl ve kalbin ittihad ve imtizacı ve ruh
vesâir letâifin teavünü ayağıyle hareket ederek evc-i
alâya uçar; taarruz eden felsefenin değil ayağı, belki gözü yetişmediği yerlere
çıkar; hakaik-ı îmâniyeyi kör gözüne de gösterir.
* * *
(7)
Azîz, Tam Sıddık Kardeşlerim!
Benim bu dünyada medar-ı tesellim
ve sürurum sizlersiniz. Eğer sizler olmasaydınız, bu dört sene azaba
dayanamazdım. Sizin sebat ve metanetiniz, bana da kuvvetli bir sabır ve
tahammülü verdi. Birden hatıra gelen dört nokta:
Birincisi: Kardeşlerim, bu
zelzele benim îtikadımda Şakk-ı Kamer gibi bir mu'cize-i Kur'an'dır. En mütemerridi dahi
tasdika mecbur eder bir vaziyete girdi.
İkincisi: Eski zamandan beri hiçbir
cemaat, Risale-i Nur'un şâkirdleri kadar hak ve hakikat mesleğinde pek
çok iş görmekle beraber, pek az zahmetle kurtulmamışlar. Bizim hizmetimizin
ondan birini yapanlar, zahmetimizin on mislini çekmişler. Demek biz, daima «Şükür ve
Elhamdülillah» dedirten bir haldeyiz.
Üçüncüsü: Ben gönderilen risaleleri
mütalâa ettim. Bir kısım hakikatları mükerrer gördüm. Makam münasebetiyle tekrar edilmiş. Benim
arzu ve belki ihtiyarım olmadan ne için böyle olmuş, kuvve-i hâfızama gelen nisyandan sıkıldım. Birden şiddetli
bir ihtar ile: "Ondokuzuncu Söz'ün âhirine bak!"
Sh: » (K:
16)
denildi.
Baktım, Risalet-i Ahmediye'nin (A.S.M.) Mu'cize-i Kur'aniye'sinde tekraratının çok
güzel hikmetleri, tam tefsiri olan Risalet-in-Nur'da tamamiyle tezahür etmiş. O
tekrarat, o hikmetler için tam yerinde ve münasib ve lâzım olmuş.
Hem Lütfü, hem Abdurrahman, hem Hâfız Ali
hükmünde Küçük Ali sizin namınıza da Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiyenin
tefsiri ve tercümesini istemiş. Benim şimdi onun ile meşgul olmaya
ne vaktim var, ne de halim müsaade eder. İnşâallah -ileride- Risalet-in
Nur'un başka bir şâkirdi o vazifeyi yapacak.
Hem Yirminci Mektub ile Otuzikinci
Söz bir derece o lem'ayı izah ederler. Hazret-i Ali (R.A.) iki defa
تُقَادُ
سِرَاجُ
النُّورِ
سِرًّا sırrıyle, perde altında gizli parlamasına işareti bizi
ihtiyata sevk ve emreder.
Bir mes'eleye gayet kısacık bir
remiz ile, zekâvetinize fehmini havale ediyorum...
Sual: Yerin korkudan titremesi ve
hiddeti neden Rus'a gelmiyor ve yalnız...?
Cevab: Çünki nesholup tahrif olmuş bir dine
karşı, dinsizlik ile ihanet başkadır. Ve hak ve ebedî bir dine
karşı ihanet ise yeri titretiyor, kızdırıyor.
Mukaddeme-i Haşriye'nin Makamatını
istiyorsunuz. Şimdiki vaziyetim hiçbir vecihle müsaade etmediği gibi, haşre dair
yazılan hakikatlar, bürhanlar umuma nisbeten ihtiyaca tam kâfi olduğundan,
çabuk yazmasına manen icbar edilmiyorum. Bir parça te'hir edildi ve ta'cil edilmedi.
Hem ben, burada kayıdlar altındayım. اَلصَّبْرُ
مِفْتَاحُ
الْفَرَجِ وَ
السُّرُورِ
* * *
Sh: »
(K: 17)
بِاسْمِهِ
سُبْحَانَهُ *
وَاِنْ مِنْ
شَيْءٍ اِلاَّ
يُسَبِّحُ
بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ
عَلَيْكُمْ
وَ رَحْمَةُ
اللَّهِ وَ بَرَكَاتُهُ
(8)
Aziz, Sebâtkâr, Fedâkâr, Sıddık Kardeşlerim!
Evvelâ: Gelecek bayramınızı tebrik
ederim. وَالْفَجْرِ
* وَ لَيَالٍ
عَشْرٍ
kasem-i Kur'aniyle fevkalâde kıymetleri tahakkuk eden o mübarek gecelerde ve
seherlerde mübarek kardeşlerimin mübarek duaları hem bana, hem ehl-i imânâ
çok bereketli ve nurlu olmasını rahmet-i Rahman'dan niyaz ederim.
Sâniyen: Size bir küçük sehvin büyük
bir nükte-i gaybiyesiyle, karşı sahifedeki Hâşiyeyi,
mevkilerinde yazmak için gönderdim.
Sâlisen: Hulûsi'nin bir gailesi var
diye hissediyorum. Merak etmesin; Risale-i Nur'un şâkirdlerine inâyet ve
rahmet, nezaret ve himayet ederler. Dünyanın meşakkatleri madem sevab verir,
geçerler; o musibetlere karşı sabır içinde şükür ile,
metanetle mukabele edilmek gerektir. Hem o, hem sizler bütün dualarımda ve
kazançlarımda benimle berabersiniz.
Râbian: Risalet-in-Nur kendi kendine
Kur'an'ın himayeti ve hıfz-ı Rabbânî altında intişar ediyor. İmam-ı Ali (R.A.) iki def'a "sırren, sırren"
demesi işaret eder ki, perde altında daha ziyade feyiz ve nur verir. Sizin
gibi kardeşlerim, zamanın sarsıntılı hâdisatına karşı, -şimdiye kadar gibi- yine tam mukavemet eder ümidindeyim. مَنْ
اَمَنَ
بِالْقَدَرِ
اَمِنَ مِنَ
الْكَدَرِ düsturumuz olmalı.
* * *
Sh: »
(K: 18)
(9)
Aziz kardeşlerim!
Bilmukabele bayramınızı tebrik
ederim.
Sıhhatimi soruyorsunuz. Buranın çok şiddetli kışı ve odamın çok soğuğu ve üç
hazin gurbetin te'siri ve üç asabî hastalığın sıkıntısı ve bütün bütün yalnızlık ile
kabil-i tahammül olmayacak çok zahmetlere maruz olduğum halde, Hâlıkıma hadsiz şükür
ederim ki, her derdin en kudsî dermanı olan îmanı; ve îman-ı
bilkaderden, kazâya rıza ilâcını imdadıma gönderdi; tam sabır içinde şükrettirdi.
* * *
(10)
Aziz ve Sıddık ve Hâlis Kardeşlerim!
Rabb-ı Rahîmime hadsiz şükür olsun
ki; sizin gibileri Risalet-in-Nur'a sahib ve nâşir ve muhafız halketmiş, benim
gibi âciz bir bîçarenin zaif omuzundaki ağır yükü çok hafifleştirmiş.
Kardeşlerim! Bu def'a üç
mektubunuzu birden üç Hulûsi, üç Sabri, üç Hakkı gibi kıymetdar dokuz kardeş gördüm.
Hapiste, Abdurrahman'ın pederi yerinde benim elbiselerimi yamalayan Hakkı'nın ciddî ve hakikatlı
uhuvvetini ve talebeliğini, tahminimden daha ileri terakki ettiğini bildim, çok mesrur
oldum.
Sabri kardeş! Beni saran ve bağlıyan ağır kayıdlara
ehemmiyet vermiyorsun. Halbuki buradaki evhamlı ehl-i dünya benim ile pek
fazla meşgul ve alâkadardırlar. Hattâ.. hattâ.. hattâ... Her ne ise.
Hem benim hakkımda bin derece haddimden
ziyade hüsn-ü zan ile kıymet ve makam vermek, yalnız Risale-i Nur namına ve onun hizmeti ve Kur'an
elmaslarının dellâllığı hesabına kabul
olabilir. Yoksa hiç ender hiç olan şahsım itibariyle kabûle hakkım yok.
Parlak ve çalışkan kalemiyle hem Risalet-in-Nur'un, hem bizim hâtıralarımızda çok ehemmiyetli mevki
tutan ve yerleşen Hâfız Tevfik'in yazdığı Âyet-ül Kübrâ Risalesini münasib gördüğünüz zamanda gönderirsiniz.
Dokuz sene yazılarıyle mesrurane ünsiyet eden gözlerim, hasretle o yazıları
Sh: »
(K: 19)
görmek
istiyor.
Kıymetdar Hulûsi ve Hakkı gibi kardeşlerim!
Hakkı'nın dediği gibi, Sabri'nin mektublarını aynen
onların yerine kabûl olmuş; o cihette Hulûsi ile muhabere kesilmemiş, devam
ediyor. Hadsiz şükür ve hamd ü sena olsun ki; Risalet-in-Nur gittikçe parlak, hârikane
fütuhat-ı îmaniye yapar. Kendi kendine inşâallah her görenin kalbinde
yerleşir, muannidleri susturur. Bir hıfz-ı gaybî altında düşmanları şaşırtmış, kör
gözleri onu görmüyor. İzini bulamadığı halde, parlak faaliyetini müşahede ediyorlar. Bu vakit
pek ziyade ihtiyat lâzım.
* * *
(11)
Aziz, Sıddık, Kıymetdar Kardeşlerim; ve
Hizmet-i Kur'aniyede Metin, Ciddî, Çalışkan Arkadaşlarım!
Yeni bir medar-ı keramet ve inâyet ve sürur
olan mektubunuzu aldım. Ve Risalet-in-Nur'a ait bir ikram ve inayet-i İlahiyeyi gösterdi. Şöyle ki:
Bundan dört-beş gün evvel, şiddetli
bir taharri ile menzilim teftiş edildi. Her tarafa baktıkları halde hıfz-ı İlâhî ile
bizi mahzun edecek bir şey bulamadılar. Yalnız İktisad, Hastalar, İstiaze gibi altı-yedi risaleyi zararsız
buldular. Sonra da Hüsrev'in ezan mes'elesi gibi müsadere kaidelerine tam
muhalif olarak noksansız iade ettiler.
Ben o hâdiseden size endişe edip -dağdan
dönerken- Abdülmecid, Sabri, Hüsrev, Hâfız Ali ile beraber konuşmak, acaba
size de bir taarruz var mı diye sormak istedim. Ve lisanla bağırdım, geldim.
Birden Emin kapıyı açtı, dördünüzün mübarek mektublarınızı verdi. Her ikimiz bu ikram
ve taharrideki keramet-i hıfzıyeyi ve Hüsrev'in hilâf-ı me'mul öyle bir istida,
öyle bir netice vermesindeki inâyet-i Rabbaniyeye aynı zamanda muvafık gördük;
ve Risalet-in-Nur her vakit inâyete mazhardır diye şükrettik.
Aziz Kardeşlerim! Fihrist bâkiyesinin
te'lifi size havale edilmişti, taksim-ül-âmâl tarzında yapsanız iyi
olur.
Sh: »
(K: 20)
''Maşâallah, Bârekâllah,
kalemlerinizin mükemmel çalışmaları devam etmekle beraber
tezayüd etmeleri ve hususan Sav'da birden çoğalması (Hacı Hâfız'a ve köyüne bin
Bârekâllah) bizi fevkalâde mesrur etti. Ve Hüsrev'in tevâfuklu yazıları, hususan
yaldızlı Mu'cizat-ı Ahmediye (A.S.M.) nüshası ve Büyük ve Küçük Ali'lerin risaleleri
buralarda tatlı, hem çok fütuhatı var. İnşâallah o mübarek kalemlerin
daha çok fütuhatı olacak ve göreceğiz.
* * *
(12)
Aziz, Kıymetdar, Sadık ve
Sebatkâr Kardeşlerim!
Fihristeyi taksim-ül-a'mâl tarzında
mütesanid hey'etinizin şahs-ı manevîsine tevdiiniz çok güzeldir. Tam ve dâimî bir üstad buldunuz. O
manevî üstad, bu âciz kardeşinizden çok yüksektir; daha bana ihtiyaç bırakmıyor.
Sabri kardeş! Senin rü'yan mübarektir ve
manidardır. İnşâallah zaman onu tabir edecek.
Kardeşlerim! Sizin hâtırınız ve
askerliğiniz endişesi için hâdisat-ı zamana baktım; kalbime böyle geldi:
Menfî esasata bina edilen ve Karun gibi اِنَّمَآ
اُوتِيتُهُ
عَلَى عِلْمٍ deyip, ihsan-ı Rabbanî olduğunu bilmeyip şükretmeyen
ve maddiyyun fikriyle şirke düşen ve seyyiatı hasenatına galib gelen şu medeniyet-i Avrupaiye öyle bir semavî tokat yedi ki; yüzer senelik
terakkisinin mahsulünü yaktı, tahrib edip yangına verdi.
Avrupa zalim hükümetleri
zulümleriyle ve Sevr muahedesiyle Âlem-i İslâm'a ve merkez-i hilâfete ettikleri
ihanete mukabil öyle bir mağlubiyet tokadını yediler ki; dünyada dahi
bir cehenneme girip çıkamıyorlar, azabda çırpınıyorlar.
Evet bu mağlubiyet, aynen zelzele gibi,
ihanetin cezasıdır. Burada çok zatlar kat'iyen hükmediyorlar ki: Risalet-in-Nur'un iki
merkez-i intişarı olan Isparta ve Kastamonu vilayetleri sâir yerlere nisbeten âfât-ı
semaviyeden mahfuz kaldıklarının sebebi, Risalet-in-Nur'un verdiği îman-ı tahkikî ve kuvvet-i
Sh: »
(K: 21)
îtikadiyedir.
Çünki böyle âfatlar, za'f-ı îmandan neş'et eden hatâların
neticesidir. Hadîsçe, sadaka belâyı def'ettiği gibi, o kuvve-i îmaniye
dahi o âfâta karşı derecesiyle mukabele ediyor.
* * *
بِاسْمِهِ
مَنْ
تُسَبِّحُ
لَهُ
السَّموَاتُ
السَّبْعُ
وَاْلاَرْضُ
وَمَنْ
فِيهِنَّ وَاِنْ
مِنْ شَيْءٍ
اِلاَّ
يُسَبِّحُ
بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ
عَلَيْكُمْ
وَ رَحْمَةُ
اللَّهِ وَ
بَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ
حُرُوفِ
رَسَآئِلِ
النُّررِ
الْمَكْتُوبَةِ
وَالْمَقْرُوئَةِ
وَالْمُتَمَثِّلَةِ
فِى
الْهَوَآءِ
اِلَىَ
يَوْمِ
الْقِيَامِ
اَمِينَ
(13)
Aziz ve Sıddık ve Sâdık ve
Fedâkâr ve Vefâdar Kardeşlerim!
Sizin bu def'aki manevî ve nurlu
hediyeniz benim nazarımda, Cennet-ül-Firdevs'den bir desti âb-ı kevser hediyesi, âlem-i
bekadan bize gelmiş gibi ruhum inşirah ile doldu, bütün duygularım sürûr ile şükrettiler.
Size uzun bir mektub yazmak arzu ediyorum fakat zaman ve halim müsâade ve
muvafakat etmediğinden kısa kesmeye mecbur oldum. Yalnız o hediyelerin hususî
sahiblerine mâşâallah, bârekâllah, veffakakümullah, es'adekümullah derim.
Bilhassa Yirmiyedinci Mektub'un
medresesinde mütehassirane müştak bulunduğum kardeşlerimle
maziye gidip, tekrar görüştüm ve mükerreren ayrı ayrı görüşüyorum.
Otuzbirinci âyetin birinci
mukaddemesi olan
وَ
اِنْ
كُنْتُمْ
مَرْضَى
cümlesi, binbeşyüz küsur olan makam-ı cifrisiyle, ehl-i dalâlet tarafından aşılanan
manevî hastalıkların kısm-ı âzamı, Risalet-in-Nur'un Kur'ânî ilâçlarıyle izale edilebilir diye işaret
etmekle beraber; maatteessüf ikiyüz sene kadar dünyanın ömrü bâki kalmışsa, bir fırka-i
dâlle dahi devam edeceğine îma ediyor. فَتَيَمَّمُوا
صَعِيدًا
cümlesi, mâna-yı işarîsinde, ikinci emarenin
birinci noktasında "Sin" harfi "Sad" harfinin altında
gizlenmesi ve "Sad" görünmesinin iki sebebi var.
Sh: »
(K: 22)
Birisi: Said tam toprak gibi
mahviyet ve terk-i enaniyet ve tevazu-u mutlakta bulunmak şarttır; tâ ki Risalet-in-Nur'u
bulandırmasın, te'sirini kırmasın.
İkincisi: Şimdiki bataklığa ve manevî tâûna sukutun sebebi ise, terakki
fikrinden neş'et ettiği cihetle, onların hatâlarını gösterip; suud ve terakki,
müslüman için ancak İslâmiyette ve îmanlı olmakta olduğuna işaret
etmektir.
* * *
(14)
Kardeşlerim! Bugünlerde biri
Risalet-in-Nur talebelerine, diğeri bana ait iki mes'ele ihtar edildi.
Ehemmiyetine binaen yazıyorum:
Birinci Mes'ele:
Birinci Şua'da iki-üç âyetin işârâtında, Risalet-in-Nur'un sâdık
talebeleri îmanla kabre gireceklerine ve ehl-i Cennet olacaklarına dair
kudsî bir müjde ve kuvvetli bir beşaret bulunduğu gösterilmiştir. Fakat
bu pek büyük mes'eleye ve çok kıymetdar işarete tam kuvvet verecek bir
delil ister diye beklerdim. Çoktan beri muntazırdım. Lillâhilhamd iki emare
birden kalbime geldi:
Birinci Emâre: İman-ı tahkikî
ilmel-yakînden hakkal-yakîne yakınlaştıkça daha selbedilmeyeceğine ehl-i
keşf ve tahkik hükmetmişler; ve demişler ki: «Sekerat vaktinde şeytan
vesvesesiyle ancak akla şübheler verip tereddüde düşürebilir.»
Bu nev'i îman-ı tâhkikî ise yalnız akılda durmuyor. Belki hem
kalbe, hem ruha, hem sırra, hem öyle letaife sirayet ediyor, kökleşiyor ki, şeytanın eli o
yerlere yetişemiyor; öylelerin îmanı zevalden mahfuz kalıyor. Bu îman-ı
tahkikînin vusûlüne vesile olan bir yolu, velayet-i kâmile ile keşf ve şuhud ile
hakikata yetişmektir. Bu yol ehass-ı havassa mahsustur, îman-ı şuhûdîdir.
İkinci Yol: İman-ı bilgayb
cihetinde sırr-ı vahyin feyziyle bürhanî ve Kur'anî bir tarzda, akıl ve kalbin imtizaciyle
hakkalyakîn derecesinde bir kuvvet ile, zaruret ve bedâhet derecesine gelen bir
ilmelyakîn ile hakaik-i îmaniyeyi tasdik etmektir. Bu ikinci yol;
Risalet-in-Nur'un esası, mâyesi, temeli, ruhu, ha-
Sh: » (K:
23)
kikatı olduğunu has
talebeleri görüyorlar. Başkalar dahi insafla baksa, Risalet-in-Nur
hakaik-ı îmaniyeye muhalif olan yolları gayr-ı mümkin ve muhal ve mümteni'
derecesinde gösterdiğini görecekler.
İkinci Emâre: Risalet-in-Nur'un sâdık şakirdleri,
hüsn-ü âkibetlerine ve îman-ı kâmil kazanmalarına o derece kesretli ve
makbul ve samimî dualar oluyor ki, o duaların içinde hiçbiri kabul
olmamasına akıl imkân veremiyor.
Ezcümle: Risalet-in-Nur'un bir
hâdimi ve bir tek şakirdi, yirmidört saatte, Risalet-in-Nur talebelerinin hüsn-ü
âkibetlerine ve saâdet-i ebediyeye mazhar olmalarına, yüz def'a Risalet-in-Nur
talebelerine ettiği duaları içinde hiç olmazsa yirmi-otuz def'a selâmet-i îmanlarına ve
hususî hüsn-ü âkibetlerine ve îmanla kabre girmelerine aynı duayı en ziyade kabûle medar olan
şerait içinde ediyor.
Hem Risalet-in-Nur'un talebeleri bu
zamanda her cihetten ziyade hücuma mâruz îman hususunda birbirine selâmet-i
îman hakkındaki samimî, mâsum lisanlarıyla dualarının yekûnu öyle bir
kuvvettedir ki, rahmet ve hikmet onun reddine müsaade etmezler. Faraza mecmuu
itibariyle reddedilse, tek bir tane onların içinde kabûl olunsa, yine
her biri selâmet-i îman ile kabre gireceğine kâfi geliyor. Çünki
herbir dua umuma bakar.
İkinci Mes'ele: Yirmi
sene evvel tab'edilen Sünuhat Risalesi'nde, hakikatlı bir rü'yada Âlem-i İslâm'ın
mukadderatını meşveret eden ruhanî bir meclis tarafından, bu asrın hesabına Eski
Said'den sordukları suale karşı verdiği cevabın bir parçası şimdilik tezahür etmiştir. O zaman, o manevî meclis
demiş ki: "Bu Alman mağlubiyetiyle neticelenen bu harbde, Osmanlı
Devleti'nin mağlubiyetinin hikmeti nedir?"
Cevaben Eski Said demiş ki: Eğer galib
olsaydık, medeniyet hatırı için çok mukaddesatı feda edecektik. -Nasılki yedi
sene sonra edildi.- Ve medeniyet namıyla Âlem-i İslâm hususan Haremeyn-i Şerifeyn
gibi mevâki-i mübarekeye Anadolu'da tatbik edilen rejim kolaylıkla,
cebren teşmil ve tatbik edilecekti. İnayet-i İlahiye ile onların
muhafazası için, kader mağlû-
Sh: »
(K: 24)
biyetimize
fetva verdi.
Aynen bu cevabdan yirmi sene sonra,
yine gecede, "Bîtaraf kalıp, giden mülkünü geri almakla beraber, Mısır ve
Hind'i de kurtararak, bizimle ittihada getirmek, siyaset-i âlemce en büyük
muzafferiyet kazanmak varken; şübheli, dağdağalı, faidesiz bir düşmana
(İngiliz) tarafdarlık göstermekle muzâaf bir surette ve zararlı bir yolu tercih etmek,
böyle zeki, belki dâhi insanların nazarında saklı kalmasının hikmeti
nedir?" diye suâl benden oldu.
Gelen cevab mânevî cânibden geldi.
Bana denildi ki: "Sen, yirmi sene evvel manevî suale verdiğin cevab,
senin bu sualine aynı cevabdır. Yâni: Eğer galib taraf iltizam edilseydi, yine mimsiz medeniyet namına
galibane mümanaat görmiyecek bir tarzda bu rejimi, Âlem-i İslâm'a, mevaki-i
mübarekeye teşmil ve tatbik edilecekti. Üç yüz elli milyon İslâm'ın selâmeti
için bu zâhir yanlışı görmediler, kör gibi hareket ettiler."
* * *
بِاسْمِهِ
سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ
شَيْءٍ اِلاَّ
يُسَبِّحُ
بِحَمْدِهِ
(15) اَلسَّلاَمُ
عَلَيْكُمْ
وَ رَحْمَةُ
اللَّهِ وَ
بَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ
رَسَآئِلِ
الَّتِىكَتَبْتُمْ
وَتَكْتُبُونَ
Aziz, Sıddık, Mübarek Kardeşlerim!
Sizlerin bu bayram manevî hediyeniz,
bayramımı öyle bir tebrik etti ki, binler kederim olsaydı silerdi. Bin Bârekâllah.
Böyle bir zamanda böyle ihlaslı sadakat, livechillah uhuvvet ve fîsebîlillâh
muavenet ancak âlî himmet sıddîkînlerde bulunur. Hâlık-ı Zülcelâl'e hadsiz hamd ve şükür olsun
ki, sizin gibileri Kur'ân-ı Hakîm'e hâdim ve Risale-i Nur'a şâkird
eylemiş.
Hüsrev kardeş! Senin, umum kardeşlerin namına bayram
tebriki hesabına başta Kur'an'ın baştaki çok şirin ve güzel cüz'leri olarak Mektubat'ın kısm-ı azamını hediye etmekliğiniz, bin
tebrik hükmünde oldu. Bin Bârekâllah.
Sh: »
(K: 25)
Küçük Ali kardeşim! Senin, büyük manevî
hediyen beni cidden çok şaşırttı, çok mütehayyir etti. O
mükemmel yazılar, Büyük Ali'nin mi, yoksa Küçük Ali'nin mi bilemedim. Benim için
yeniden dünyaya bir Abdurrahman, bir Lütfü gelmiş gibi, Büyük Hâfız Ali'nin
sisteminde bir kahraman yardımcı ve iki mübarek ve hâlis ve kıymetdar
Mustafa'ların elinde bir elmas kılınç, buranın fethinde benim gibi bir
âcizin muavenetine koşuyor gördüm.
Mâşâallah, Büyük Hâfız Ali'nin
nuranî ve büyük fabrikası Kuleönü'nü de içine almış gibi; aynı kalem,
aynı tarz,
aynı iktidar göstermişsin. Risale-i Nur'un tam kametine yakışacak nakışlar,
murassa' elbise giydirmişsiniz.
Kardeşlerim; Fihristeden sonra
te'lif edilen risalelerin fihristelerini, ötekilerin tarzındayazmasını size
bırakıyorum. Ben şimdi eski gibi her risaleyi hülasa edesmiyorum.Sizler eski
genç Said'in değil, belki yeni ihtiyar Said'in genç, dinç Saidlerisiniz,
onunvazifesini yaparsınız.
Kardeşlerim; Üçüncü Keramet-i
Aleviyede, sahabe ve Şakk-ı Kamer'e aidzeyillere işaret bahsinde denilmiş:
«Sözlerin ve bir nüshada risalelerin, risaleşekline giren yalnız iki zeyl var.
Başka küçük zeyiller ya hâtimedir, yahâşiyedir. Onun için İmam-ı Ali (R.A.)
Onları müstakil bir risale nazarıylabakmamış. Hem bu iki zeyli, çok
ehemmiyetleri olduğundan ayrı bir tarz ibare ileişaret etmiş.»
* * *
(16)
Aziz Sıddık Kardeşlerim!
Bayramınızı tebrik ve hizmetinizi
takdir ve muvaffakıyetinize dua ederek, Hâlık-ı Rahîm'e hadsiz şükür ederim ki; sizler gibi
sebatkâr ve fedakâr kardeşleri Risalet-in-Nur'a sahib ve nâşir yapmış. Ben
sizleri düşündükçe, ruhum inşirah ve kalbim ferahlarla dolar. Daha
dünyadan gitmek benim için medar-ı teessüf olamaz. Sizler kaldıkça ben yaşıyorum
diye mevte dostane bakıyorum, ecelimi telaşsız bekliyorum. Allah sizden ebeden râzı olsun.
Âmin, âmin, âmin.
Sh: »
(K: 26)
Kalemi kerametli mübarek Hüsreve
Rüştü'nün bu def'aki mektubları üçcihetle medar-ı sürur ve şükran oldu.
Birincisi: Hüsrev'in kerametkârâne
faaliyette devamı.
İkincisi: Başta Tevfik olarak,
Mes'ud ve Zekâi'nin kuvvetli kalemleri ile yardımakoşmaları.
Üçüncüsü: Hacı Hâfız'ın karyesi bir
Medrese-i Nuriyeye dönmesidir.Lillah-il-hamd bu havalide dahi, hususan Nazif'in
civarında Risalet-in-Nur sür'atle kendikendine intişar ederek her tarafta îmanı
kurtarıyor.
Kardeşlerim!
Size lâtif bir hikâye:
Bir zaman Barla'da bir zat, ağaçtan bir
kutuda cevizli bir tatlı bana göndermişti. Mukabilini verdiğim o birbuçuk kilo lokmalardan her gün altışar tane
ben kendim yerdim ve bazan o kadar ve daha ziyade başkalara teberrük olarak
verirdim. Sıddık Süleyman bu hâdiseyi belki tahattur eder. Bir aydan ziyade devam
etti. Sonra merhum Galib Bey ile hesab ettik, onun beş-altı misli bereket, içinde olduğuna kanaatımız geldi.
Ben o vakit dedim: "Bu zâtta ehemmiyetli bir bereket, bir ihlas var."
Şimdi tahmin ve tahattur ediyorum ki, o zat Hacı Hâfız imiş. O acîb bereketin şimdi sırrı çıkmış. اَلْحَمْدُ
ِللَّهِ هذَا
مِنْ فَضْلِ
رَبِّى
Nur fabrikasının sahibi Hâfız Ali'nin
ve mübareklerin köyleri ortasında, duada Sav köyü mevki almış. Tam bir
senedir ahya yüzünden emvat dahi hisse alıyorlar.
*
* *
(17)
Aziz ve Sebatkar ve Sadakatta Namdar
ve Benim Tesellilerime Medar Kardeşlerim!
Onuncu Şua nâmını alan, güzelce
yazdığınız ve te'lif ettiğinizFihristenin ikinci cildi mükemmeldir. Yalnız
Birinci Şuadaki kısadır. Benden daha iyiyazmışsınız. Ben sizlerle
Sh: »
(K: 27)
konuşmak ve sizi dinlemek arzu
ettikçe ona bakıyorum. Cidden zevk alıyorum.Allah sizden ebeden râzı olsun.
Âmin.
Risalet-in-Nur'un hizmetinde ekser şakirdleri
birer nevi keramet ve ikram-ı İlahî hissettikleri gibi; bu âciz kardeşiniz çok
muhtaç olduğu için, çok nevilerini ve çeşitlerini hissediyorum. Ve bu sıralarda bu
havalideki şakirdler, yeminle itiraf ediyoruz ki: Biz Nur'un hizmetinde çalıştıkça hem
maişetçe, hem istirahat-ı kalbçe bir genişlik, bir ferah zâhir bir
surette hissediyoruz. Ben kendimce o kadar hissediyorum ki, nefis ve şeytanım dahi o
bedâhete karşı hayret ederek sustular.
Sabri kardeş! Bazı mektublarında
Nureddin için Risalet-in-Nur'un küçük talebeleri içinde duada bir mevki istiyordun.
Biliniz ki; bir seneden ziyadedir, ben duada, Risalet-in-Nur'un şâkirdlerinin
risalelerle alâkadar olan ezvac ve evlâd ve vâlideynlerini dahi dâhil ediyorum.
Bunun bir sebebi; başta Sabri olarak, orada burada bazı zatlar, çoluk ve çocukları ile daireye
girmeleri ve bir sebebi Sabri'nin Nureddin'i ve Vesile'si ve Süleymanlar'ın (Sıddık Süleyman
ve Süleyman Rüştü) çocuklarıdır ve vâlidelerinin sebebi burada ve oradaki başta Büyük Hüsrev olarak bu
havalide de müteaddid küçük Hüsrevler var, onların vâlideleridir.
Adalet-i İlâhiye, İslâmiyet'e ihanet
eden mimsiz medeniyete öyle bir azâb-ı mânevî vermiş ki,
bedeviliğin ve vahşiliğin derecesinden çok aşağıya düşürtmüş. Avrupa'nın ve
İngiliz'in yüz sene ezvak-ı medeniyesini ve terakki ve tasallut ve
hâkimiyetin lezzetlerini hiçe indiren mütemadi korku ve dehşet ve telâş ve buhran
yağdıran bombaları başlarına musallat etmiş. İşte böyle bir zamanda en
lüzumlu, en ehemmiyetli, en birinci vazife îmanı kurtarmak olduğundan; bu
zamana ve bu seneye bakan beşaret-i Kur'aniye ve فَضْلاً
كَبِيرًا *
فَضْلُ
اللَّهِ
يُؤْتِيهِ
مَنْ يَشَآءُ âyetlerin müjdesi en büyük bir fütuhat suretinde
Risalet-in-Nur'un mânevî fütuhat-ı îmaniyesini gösteriyor.
Evet bir adamın îmanı, ebedî ve dünya kadar bir
mülk-i bâkînin anahtarı ve nurudur. Öyle ise, îmanı tehlikeye mâruz
Sh: »
(K: 28)
her
adama, bütün küre-i arzın saltanatından daha faideli bir saltanat, bir fütuhat kazandıran Risalet-in-Nur; elbette
bu âyetlerin, bu asırda, bu beşaretlerinin kasdî bir medar-ı nazarlarıdır. Nur ve Gül fabrikalarının hademe
ve sahibleri, insanın başında iki göz gibidir; zâhiren ikidir, fakat bir görürler. Ahvel (şaşı) gözlü
iki görür. Lillâhilhamd bu iki cereyan-ı nuranî kemâl-i ittihaddadırlar.
* * *
بِاسْمِهِ
سُبْحَانَهُ
وَاِنْ مِنْ
شَيْءٍ اِلاَّ
يُسَبِّحُ
بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ
عَلَيْكُمْ
وَ رَحْمَةُ
اللَّهِ وَ
بَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ
عَاشِرَاتِ
دَقَآئِقِ
الْفِرَاقِ
(18)
Azîz, Mübarek, Sıddık, Sâdık, Ruhum,
Canım Kardeşlerim!
Sizin beni çok mesrur eden son
mektubunuza Isparta yoluyla cevab vermediğimin sebebi; benim, Isparta
merkeziyle olan münasebetime buraca çok dikkat edilmesidir. Hem öteki yolda
size gelinceye kadar, Risalet-in-Nur'un müteaddid merkezlerinin istifadesidir.
Hüsrev kardeş! Son mektubumda demişim:
Hüsrevler'in valideleri sebebiyet verdiler ki; bir seneden ziyade bir vakitten
beri bütün talebelerin peder ve valideleri duaya dahil olmuşlar. Sakın yanlış
zannetmeyiniz. Senin validen gibi, on seneden beri Risalet-in-Nur'un has şakirdlerinin
dairesinde bulunan orada çok ahiret hemşirelerim var. Onlar, yeniden
başkalarının duaya dâhil olmalarına sebeb olmuşlar demektir.
Size Risalet-in-Nur'un kerametinin
bu havalide zuhur eden çok tereşşuhatından bir-iki hâdise beyan
ediyorum:
Birisi: Hatib Mehmed (Rahmetullahi
Aleyh) namında ciddî bir ihtiyar talebe, İhtiyarlar Risalesi'ni yazıyordu. Tâ
Onbirinci Rica'nın âhirlerinde ve merhum Abdurrahman'ın vefatının tam mukabilinde,
kalemi لآَاِلَهَ
اِلاَّهُوَ yazıp ve lisanı dahi
Sh: »
(K: 29)
لآَاِلَهَ
اِلاَّاللَّهُ diyerek hüsn-ü
hâtimenin hâtemiyle sahife-i hayatını mühürleyip, Risalet-in-Nur talebelerinin
îmanla kabre gireceklerine dair olan işarî beşaret-i Kur'aniyeyi vefatıyla imza
etmiş. (Rahmetullahi Aleyhi Rahmeten Vâsia.)
İkincisi: Sizin te'lifiniz olan
Fihriste'nin tashîhinde, bir müstensihin noksan bıraktığı bir sahifeyi, Tahsin'e dedim:
"Yaz!" O da yazmağa başladı. Simsiyah bir mürekkepten
ve temiz kalem ile birden yazdığınız ikinci cild fihristenin makbûliyetine hüccet olarak o siyah mürekkep
güzel bir kırmızı suretini aldı. Tâ yarım sahife kadar bu garib hâdiseye taaccüb edip bakarken, o mürekkep
simsiyaha döndü. Sahifenin öteki yarısı, aynı kalem, aynı hokka tam
siyah yazıldı. Bir zaman Barla'da, bağlardaki köşkte, Şamlı, Mes'ud ve Süleyman'ın müşahedesiyle
aynı hâdiseyi başka şekilde gördük. Şöyle ki:
Ben, sevmediğim için siyah bir mürekkebi
kısmen döktüm; birden mütebâkisi çok beğendiğim güzel bir kırmızıya
tahavvül etti. Risalet-in-Nur'un kâtiblerini şevklendirdi. Gözümüze
silsile-i kerametin bir ucunu ve bir tereşşuhunu gösterdi.
* * *
(19)
Âhiret Kardeşlerime Mühim Bir İhtar
"İki Madde"dir:
Birincisi: Risale-i Nur'a intisab
eden zâtın en ehemmiyetli vazifesi, onu yazmak ve yazdırmaktır ve intişarına yardım
etmektir. Onu yazan veya yazdıran, Risale-i Nur talebesi ünvanını alır. Ve o
ünvan altında, her yirmidört saatte benim lisanımla belki yüz defa, bazan
daha ziyade hayırlı dualarımda ve manevî kazançlarımda hissedar olmakla beraber; benim gibi dua
eden kıymetdar binler kardeşlerin ve Risale-i Nur talebelerinin dualarına ve kazançlarına dahi
hissedar olur.
Hem dört vecihle dört nevi ibadet-i
makbule hükmünde bulunan kitabetinde hem îmanını kuvvetlendirmek, hem başkalarının îmanlarını
tehlikeden kurtarmasına çalışmak, hem hadîsin hükmüyle, bir saat tefekkür bazan bir sene kadar bir
ibadet hükmüne geçen tefekkür-ü îmanîyi elde etmek ve et-
Sh: »
(K: 30)
tirmek,
hem hüsn-ü hattı olmayan ve vaziyeti çok ağır bulunan üstadına yardım etmek
ile hasenatına iştirak etmek gibi çok faideleri elde edebilir. Ben, kasemle temin ederim
ki; bir küçük risaleyi kendine bilerek yazan adam, bana büyük bir hediye
hükmüne geçer; belki herbir sahifesi bir okka şeker kadar beni memnun eder.
İkinci Madde: Maatteessüf Risale-i
Nur'un îmansız ve emansız cinn ve ins düşmanları, onun çelik gibi metîn kal'alarına ve
elmas kılınç gibi kuvvetli hüccetlerine mukabele edemediklerinden, çok gizli
desiseler ve hafî vasıtalar ile; haberleri olmadan yazanların şevklerini kırmak ve
fütur vermek ve yazıdan vazgeçirmek cihetinde şeytancasına hücum edip darbe vuruyorlar.
Hususan burada ihtiyaç pek çok ve yazıcılar çok az ve düşmanlar çok
dikkatli, kısmen talebeler mukavemetsiz olduğundan; bu memleketi o
Nurlardan bir derece mahrum ediyor. Benimle
hakikat meşrebinde sohbet etmek ve görüşmek isteyen adam, hangi risaleyi açsa;
benimle değil, hâdim-i Kur'an olan üstadıyla görüşür ve
hakaik-ı îmâniyeden zevkle bir ders alabilir...
(20)
Manevî bir ihtar ile, bir-iki ince
mes'eleyi size yazıyorum:
BİRİNCİSİ: Geçen Ramazan-ı Şerif'te,
Ehl-i Sünnet'in selâmet ve necatı için edilen pek çok duaların şimdilik aşikâre
kabulleri görünmemesine hususî iki sebeb ihtar edildi:
Birincisi: Bu asrın acib bir
hassasıdır. (Hâşiye) Bu asırdaki ehl-i İslâm'ın fevkalâde safderunluğu ve dehşetli
canileri de âlîcenâbâne afvetmesi; ve bir tek haseneyi, binler seyyiatı işleyen ve
binler mânevî ve maddî hukuk-u ibadı mahveden adamdan bir tek haseneyi görse, ona
bir nevi tarafdar çıkmasıdır. Bu suretle ekall-i kalîl olan ehl-i dalâlet ve tuğyan;
safdil tarafdar ile ekseriyet teşkil ederek, ekseriyetin hatâsına
terettüb eden musibet-i âmmenin devamına ve idamesine belki teşeddüdüne
kader-i İlâhiyyeye fetva verirler; biz buna
__________________________
(Hâşiye): Yani elması elmas
bildiği halde, camı ona tercih eder.
Sh: »
(K: 31)
müstehakız derler.
Evet elması bildiği (âhiret ve îman gibi) halde, yalnız zaruret-i kat'iye
suretinde şişeyi (dünya ve mal gibi) ona tercih etmek ruhsat-ı şer'iye
var. Yoksa küçük bir ihtiyaçla veya heves ile veya tama' ve hafif bir korku ile
tercih edilse; eblehane bir cehalet ve hasarettir, tokada müstehak eder. Hem
âlîcenabane afvetmek ise, yalnız kendine karşı cinayetini afvedebilir.
Kendi hakkından vazgeçse hakkı var; yoksa başkalarının hukukunu çiğniyen
canilere afuvkârane bakmağa hakkı yoktur, zulme şerik olur.
İkinci Sebeb: Yazmağa izin
olmadığından yazılmadı.
İKİNCİ MES'ELE:Kardeşlerim!
Eskişehir hapishanesinde,
âhirzamanın hâdisatı hakkında gelen rivayetlerin tevilleri mutabık ve doğru çıktıkları halde, ehl-i ilim ve ehl-i
îman onları bilmemelerinin ve görmemelerinin sırrını ve hikmetini beyan etmek
niyetiyle başladım; bir-iki sahife yazdım, perde kapandı, geri kaldı.
Bu beş senede, beş-altı defa aynı mes'eleye
müteveccih olup muvaffak olamıyordum. Yalnız o mes'elenin teferruatından bana
ait bir hâdiseyi beyan etmek ihtar edildi. Şöyle ki:
Hürriyetin bidayetinde, Risale-i
Nur'dan çok evvel, kuvvetli bir ümid ve itikad ile, ehl-i îmanın
me'yusiyetlerini izale için, "İstikbalde bir ışık var, bir nur
görüyorum" diye müjdeler veriyordum. Hattâ Hürriyetten evvel de
talebelerime beşaret ederdim. Tarihçe-i Hayatımda merhum Abdurrahman'ın yazdığı gibi, Sünuhat misillü
risalelerde dahi "Ben bir ışık görüyorum" diye dehşetli
hâdisata karşı o ümid ile dayanıp mukabele ederdim. Ben de herkes gibi o ışığı siyaset
âleminde ve hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyede ve çok geniş bir dairede tasavvur
ederdim. Halbuki hâdisat-ı âlem beni o gaybî ihbarda ve beşarette bir
derece tekzib edip ümidimi kırardı.
Birden bir ihtar-ı gaybî ile
kat'î kanaat verecek bir suretde kalbime geldi. Denildi ki: "Ciddî bir
alâka ile senin eskiden beri tekrar ettiğin "Bir ışık var,
bir nur göreceğiz" diye müjdelerin tevili ve tefsiri ve tabiri, sizin hakkınızda belki
îman cihetiyle,
Sh: »
(K: 32)
âlem-i İslâm hakkında dahi en ehemmiyetlisi,
Risale-i Nur'dur. Bu ışıktır, seni şiddetle alâkadar etmişti. Ve bu
nurdur ki, eskide de tahayyül ve tahminin ile geniş dairede belki siyaset
âleminde gelecek mes'udane ve dindarane haletlerin ve vaziyetlerin mukaddemesi
ve müjdecisi iken, bu muaccel ışığı o müeccel saadet tasavvur ederek, eski
zamanda siyaset kapısıyla onu arıyordun.
Evet otuz sene evvel bir hiss-i
kablelvuku ile hissettin. Fakat nasıl kırmızı bir perde ile siyah bir
yere bakılsa, karayı kırmızı görür. Sen dahi doğru gördün, fakat yanlış tatbik ettin. Siyaset
cazibesi seni aldattı."
* * *
بِاسْمِهِ
وَاِنْ مِنْ
شَيْءٍ
اِلاَّ يُسَبِّحُ
بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ
عَلَيْكُمْ
وَ رَحْمَةُ
اللَّهِ وَ
بَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ
عَاشِرَاتِ
دَقَائِقِ
عُمْرِكُمْ
فِى
الدُّنْيَا
وَاْلاَخِرَةِ
اَمِينَ
Aziz, Sıddık Kardeşlerim ve Hizmet-i
Kur'aniyede Muktedir, Kuvvetli Arkadaşlarım!
Bu defa me'mulüm fevkindeki
kaleminizle manevî hediyeniz isbat etti ki: İhtiyar, zaîf, âciz bir Said
yerine; genç, kavî, iktidarlı çok Said'ler sizlerde vardır. Aynı ruh, aynı ifade, aynı îman...
Hadsiz şükür ve sena olsun ki; Rabb-ı Rahîm sizleri Risale-i- Nur'a hâmi, nâşir, sahib,
şakird eylemiş. Bizlere pek çok ağır müşkilât içinde kudsî hizmete
muvaffakıyet ihsan etmiş. Zaman ve zemin, sizler ile çok müştak olduğum uzun
konuşmayı hoş görmediği için kısa kesip, ruh u canımla herbirinize binler selâm, Mâşâallah
Bârekâllah derim.
Bu mübarek şuhur-u selâsede duanıza çok muhtaç kardeşiniz
SAÎD NURSÎ
* * *
Sh: » (K: 33)
ÂHİRZAMANDAN HABER VEREN MÜHİM BİR HADİS:
لاَ
تَزَالُ
طَائِفَةٌ
مِنْ اُمَّتِى
ظَاهِرِينَ
عَلَى
الْحَقِّ
حَتَّى
يَاْتِىَ
اللَّهُ
بِاَمْرِهِ
Ramazan-ı şerifte
onuncu günün ikinci saatinde birden bu hadîs-i şerif hatırıma geldi.
Belki Risale-i Nur şakirdlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi. لاَ
تَزَالُ
طَائِفَةٌ
مِنْ
اُمَّتِى (şedde sayılır, tenvin
sayılmaz) fıkrasının makam-ı cifrîsi bin beşyüİz kırkiki ederek nihayet-i devamına îma
eder. ظَاهِرِينَ
عَلَى
الْحَقِّ لاَ
يَعْلَمُ
الْغَيْبَ
اِلاَّ
اللَّهُ
(şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi binbeşyüz altı
edip, bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane,
belki galibane; sonra tâ kırk ikiye kadar, gizli ve mağlubiyet
içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın îma
eder. وَ
الْعِلْمُ
عِنْدَ
اللَّهِ لاَ
يَعْلَمُ
الْغَيْبَ
اِلاَّ
اللَّهُ
حَتَّى
يَاْتِىَ
اللَّهُ
بِاَمْرِهِ (şedde sayılır) fıkrası dahi;
makam-ı cifrîsi binbeşyüz kırk beş olup, kâfirin başında kıyamet kopmasına îma
eder. لاَ
يَعْلَمُ
الْغَيْبَ
اِلاَّ
اللَّهُ
Cây-ı dikkat ve hayrettir ki, üç
fıkra bil'ittifak bin beşyüz
tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına manidar, makul ve
hikmetli bir surette binbeşyüzaltı'dan tâ kırkiki'ye,
tâ kırkbeş'e kadar üç inkılab-ı azîmin ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır. Bu îmalar gerçi yalnız birer tevafuk olduğundan
delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat
verdi. Hem kıyametin vaktini kat'î tarzda kimse bilmez; fakat
Sh: »
(K: 34)
böyle
îmalar ile bir nevi kanaat, bir galib ihtimal gelebilir. Fatiha'da صِرَاطِ
مُسْتَقِىمٌ ashabının taife-i
kübrâ sını tarif eden اَلَّذِينَ
اَنْعَمْتَ
عَلَيْهِمْ fıkrası, şeddesiz bin beşyüz altı veya yedi ederek tam tamına ظَاهِرِينَ
عَلَى
الْحَقِّ
fıkrasının makamına tevafuku ve manasına
tetabuku ve şedde sayılsa لاَ
تَزَالُ طَائِفَةٌ
مِنْ
اُمَّتِى fıkrasına üç
manidar farkla tam muvafakatı ve manen mutabakatı bu hadîsin îmasını teyid
edip remz derecesine çıkarıyor. Ve müteaddid âyât-ı Kur'aniyede
صِرَاطٌ
مُسْتَقِىمٌ kelimesi, bir mana-yı remziyle
Risalet-in Nur'a manaca ve cifirce îma etmesi remze yakın bir îma ile; Risalet-in
Nur şakirdlerinin taifesi, âhirzamanda o taife-i kübra-i azamın
âhirlerinde bir hizb-i makbul olacağını işaret eder diye def'aten
birden ihtar edildi.
اَلْعِلْمُ
عِنْدَ
اللَّهِ لاَ
يَعْلَمُ الْغَيْبَ
اِلاَّ
اللَّهُ
Azîz Kardeşlerim!
Bu saatte ben Kur'an okurken,
Risale-i Nur ile ziyade alâkadar olan Sure-i İbrahim'de bir âyet beni meşgul
ederken, Emin size göndereceği mektubu getirdi ve dar vaktimizde bu geniş âyetin
denizinden ancak bir katrecik bu parçaya girebildi. Birkaç dakika zarfında yazdık, vakit
bulamadık, kusura bakmayınız.
Sh: » (K: 35)
* * *
بِاسْمِهِ
مَنْ
تُسَبِّحُ
لَهُ
السَّموَاتُ
السَّبْعُ
وَاْلاَرْضُ
وَمَنْ
فِيهِنَّ وَاِنْ
مِنْ شَيْءٍ
اِلاَّ
يُسَبِّحُ
بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ
عَلَيْكُمْ وَ
رَحْمَةُ
اللَّهِ وَ
بَرَكَاتُهُ
بِعَدَدِ
عَاشَرَاتِ
دَقَائِقِ
اَيَّامِ
الْفِرَاقِ
Aziz, Sıddık, Vefadar, Sebatkâr Kardeşlerim!
Cenâb-ı Hakk'a yüzbinler şükür ve
hamdolsun Sizin gibi sadık, ciddî, fa'al zatları Risale-i Nur'un etrafında toplayıp bağlamış; îman ve
Kur'an hizmetinde kuvvetli ve nurlu kalemlerini çalıştırıyor.
Kardeşlerim! Bu def'a irsalatınız o kadar
beni memnun ve minnetdar etti ki; herbir sahifesi bir kıymetdar hediye ve güzel bir
mektub hükmünde göründü. Hüzünlerimi, gamlarımı izâle edip ve kalbimi sürur
ve sevinç ile doldurdu. Cenab-ı Erhamürrâhimîn onların hurufları adedince
size rahmet etsin ve sizden râzı olsun.
Hâfız Ali Kardeşim! Bir
zaman Barla'da Cuma gecesinde dua ederken, senin âmîn sesini iki defa sarihan işittim.
Arkama baktım. Dedim: "Hâfız Ali ne vakit gelmiş." Dediler: "O
burada yoktur." Ben şimdi o vakıadan diyebilirim ki; üç-dört
saat mesafeden duama âmînini işittirmesi, otuz günlük mesafeden buradaki zayıfdavet ve
duama kuvvetli ve tesirli bir âmîn hükmünde olan yazıların imdadıma yetişmesi çok manidar bir
tevafuktur.
Sıddık Sabri! Senin cisminde (ayağında)
kardeşliğimin sikkesini gördüğüm zaman bir hiss-i kalbelvuku ile kalbime
geldi: <Bu zât mühim bir vakitde bana çok ehemmiyetli bir kardeşlik
edecek.> Ve muvaffak oldun, yaptın. Allah senden ebeden râzı olsun.
(........P Mehmet) Bilsin ki Risale-i Nur'a intisâbı zamanında beri günde yüz defa
talebe ünvanı altında dua ve manevî kazancıma hissedar olmakla beraber, bu bir
ehemiyerli Mehmet arkadaş olarak Mehmet Mehmet.....ve Mehmet diye
sarih ismişşşyle namları yad edilen has talebelerin dairesi hususiyelerine girdiğini
Sh: »
(K: 36)
girdigini
haber ver.
Abdülmecid'e, Beşinci Şua'ı haber
vermiştim, cevab gelmedi. Belki ihtiyaten sükût ettiler, göndermedim. Siz,
evvelce muhabere ediniz sonra gönderebilirsiniz. Eğer Hastalar Risalesini bana
gönderirseniz, İhtiyarlar Risalesi de beraber olsa daha iyi olur. Mektubunuzda
selâm gönderen vefadar kardeşlerime binler selâm.
Bu günlerde, manevî bir muhaverede
bir sûal ve cevabı dinledim. Size bir kısa hülâsasını beyan edeyim:
Biri dedi:
Risale-i Nur'un îman ve tevhid için
büyük tahşidatları ve küllî techizatları gittikçe çoğalıyor. Ve en muannid bir
dinsizi susturmak için yüzde birisi kâfi iken, neden bu derece hararetle daha
yeni tahşidat yapıyor?
Ona cevaben dediler:
"Risale-i Nur, yalnız bir
cüz'î tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor. belki küllî bir tahribatı ve
İslâmiyeti içine alan, dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal'ayı tamir
ediyor. ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslahına çalışmıyor, belki
bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsid âletler ile dehşetli
rahnelenen kalb-i umumî ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun bâhusus avam-ı
mü'minînin istinadgâhları olan İslâmî esaslar ve cereyanlar ve şeairler kırılmasiyle ile bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi,
Kur'an'ın i'cazıyla o geniş yaralarını Kur'anın ve îmanın ilâçları ile
tedavi etmeğe çalışıyor.
Elbette böyle küllî ve dehşetli
rahnelere ve yaralara, hakkalyakîn derecesinde ve dağlar kuvvetinde hüccetler,
cihazlar ve bin tiryak hasiyetinde mücerreb ilâçlar, hadsiz edviyeler bulunmak
gerektir ki; bu zamanda Kur'an-ı Mu'ciz-ül beyan'ın i'caz-ı
manevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, îmanın hadsiz mertebelerinde
terakkiyat ve inkişafata medardır." diyerek uzun bir mükâleme cereyan etti. Ben de tamamen işittim,
hadsiz şükrettim. Kısa kesiyorum.
Bu hâdise münasebetiyle yine
bugünlerde hatırıma gelen bir vakıayı beyan ediyorum:
Sh: »
(K: 37)
Ben namaz tesbihatının
âhirinde, otuzüç defa kelime-i tevhidi zikrederken, birden kalbime geldi ki:
Hadîs-i Şerifte "Bazan bir saat tefekkür, bir sene ibadet hükmüne
geçer" Risale-i Nur'da o saat var; çalış, o saati bul, ihtar edildi.
Âdeta ihtiyarsız bir
surette, Kur'anın Âyet-ül Kübrasının iki tefsiri olan
iki
Âyet-i Kübra Risalelerinden mülahhas tefekkürî bir tekellüm, tam bir saat devam
etti. Baktım; size gönderdiğim Âyet-ül Kübra Risalesi'nin birinci makamı'nın hülâsasından
müntehab güzel bir sırrını hülâsa ile, Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiye'den müstahrec nurlu, tatlı fıkralardan
terekküb ediyor. Ben, kemal-i lezzetle, her gün tefekkürle okumağa başladım.
Birkaç gün sonra hâtırıma geldi
ki: Madem Risale-i Nur bu zamanın bir mürşididir, talebelerine bir
vird-i ekber olabilir diye kaleme aldım. Ve bütün risalelerin
hususî menba'ları, madenleri olan binden ziyade Âyât-ı Kur'aniye'yi, kendi Kur'anımda
evvelce işaretler koyup bir Hizb-i Azam-ı Kur'anî yapmak niyet etmiştim. Şimdi bu
Hizb-i azam ve bu Vird-i Ekber, Risale-i Nur mensublarına bazı eyyam-ı mübarekede okunması için bir
zaman size de göndermek hakkınız var. İnşâallah bir zaman sonra size
gönderilecek. Bazı kelimelerini tercüme ve bir kısım kayıdlarını tefhim için, vakit bulsam
gayet kısa Hâşiye gibi bir şeyi yazacağım.
Umum kardeşlerime ve hizmet-i
Kur'aniyede bütün arkadaşlarıma hasret ve iştiyâk ile
binler selâm.
Dualarınıza muhtaç
SAÎD NURSÎ
* * *
Aziz Kardeşlerim!
Sizlere her gün birer uzun mektub
yazmak hakkınız var iken, maatteessüf üç seneden beri size göndermek için yazdığım bir mektub şimdiye
kadar bekliyor, eski sakomun cebinde duruyor. Demek Risale-i Nur, ehl-i dünya
dinsizlerine çok dehşet vermiş ki, dünyalarına karışmadığım halde bu
tazyikatı yapıyorlar. Her ne ise... Hiç unutmadığım sebatkâr ciddî
Sh: »
(K: 38)
kardeşlerime, hususan ikinci vatanım
Barla'daki vefadar sıddıklara pek çok selâm ve dua ederim.
Binler hasret ve iştiyakla
sizleri düşünen ve her yirmidört saatte belki yüz defa dua ile tahattur eden ve
duanıza muhtaç olan
Said Nursî
* * *
بِاسْمِهِ
سُبْحَانَهُ
اَلسَّلاَمُ
عَلَيْكُمْ
Ey Fedakâr Kardeşlerim!
Sizinle dört-beş kelime konuşacağım:
Birincisi: Bu defaki mektubunuzun
verdiği şevk ve sürur ile derim ki: Ben, hizmet-i Kur'aniyedeki tam sadakat ve
gayret ve sebat ve metanetinizi gördükten sonra tam bir istirahat-ı kalb ile
mevti ve eceli kabul eder, "Arkamda siz varsınız, yeter" diyerek
dünyadan sürurla vedaya hazırım.
İkincisi: Burada Âyet-ül Kübra'nın birinci
tebyizi, aynen bir sene sonra, oradaki birinci tebyiz gibi, Âyet-ül Kübra'nın namına
tevafuku var. İki tevafukun tetabuku, tesadüfe havalesi imkânsız bir
keyfiyet olmakla.. kalemi, zülfikar-misal zâtın kalemiyle otuzüç kelime-i
tevhidin tevafukundaki gaybî imzayı cidden tenvir ve tasdik eder.
Üçüncüsü: Hatırımdan çıkmayan Hafız Tevfik
ve kardeşi Risale-i Nur'a hizmetleri büyüktür.fazla bir ihtiyat cihetinde
çekinmesi, kuvvetle ümit ederim ki, zâhiridir ve kalben sadakattan devam
ederler.
.....................................................................................
Dördüncüsü: Ben, üç senedir burada
herşeyden tecrid edildim. Tahammülsüz tazyik altında bulunduğumdan,
sizin ile muhabere edemedim. Burada emsalsiz bir evham hükmediyor. Mümkün olduğu kadar, Eşrat-üs
Saat buradan gönderildiğini demeyiniz. Belki, onun bir eseridir, başka yerden elimize geçmiş deyiniz.
Sh: »
(K: 39)
بِاسْمِهِ
مَنْ
تُسَبِّحُ
لَهُ
السَّموَاتُ
السَّبْعُ
وَاْلاَرْضُ
وَمَنْ
فِيهِنَّ وَاِنْ
مِنْ شَيْءٍ
اِلاَّ
يُسَبِّحُ
بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ
عَلَيْكُمْ
وَ رَحْمَةُ
اللَّهِ وَ
بَرَكَاتُهُ
Aziz ve Vefadar ve Fedakâr, Sadık Kardeşlerim!
Bu def'a çok kıymetdar ve fevkalme'mul hediyenizden küçücük üç-dört mes'ele hatıra geldi:
Birincisi: Üçüncü Keramet-i
Aleviye'de, risalelerde yalnız iki zeyl vardır demesi, risale şekline
girmiş olan zeyillere zeyl diyor. Sair zeyiller ise; hâtimeler, ilâveler, Hâşiyeler
hükmünde görmüştür.
İkincisi: İki Âyet-ül Kübra'nın vird-i
ekberinde -hatırıma gelmediği halde- ehemmiyetli kısımlarını Yirminci Mektub ile
Otuzikinci Söz, bana ihtiyaç bırakmayacak derecede beyan ve tercüme
ettiklerinden, niyet ve va'dettiğim halde tercümesinde istihdam edilmedim.
Üçüncüsü: Risale-i Nur'un benden ayrılması ve ben de
daire-i tenviriyesinden uzak düştüğümden, bu havali ve Eskişehir gibi sair yerleri de
onun ehemmiyetli ve lüzumlu bir kısım hakikatlarından hissedar etmek için,
inayet-i İlahiye, yeni yazılıyor gibi- tekrar ile o kısım hakikatların, fakat
letafetli başka tarzlarda izah edilmelerinde âdeta ihtiyarım olmadan beni istimal ettiğini
bildim, çok şükrettim.
Bu def'a hediyelerinize mukabil
elimden gelseydi yalnız maddî fiatına göre herbir risaleye on lira ve Yirmibeşinci Söz'e yirmibeş altun
belki elmas ve Yirmidokuzuncu Söz'e yirmidokuz yakut verirdim. Öyle ise,
verilmiş gibi kabul ediniz.
Evet, tevafukta muvaffakıyetli olan
kalem-i Alevî, Keramet-i Aleviye'ye göze görünür güzel bir delil göstermiş. Yüzbin
mâşâallah. Hüsrev'in çok şirin ve fevkalâde yazdığı Hastalar Lem'ası ile Esma-i Sitte Lem'ası, benim
nazarımda el
Sh: »
(K: 40)
masla
yaldızlı yazılan ve onlar kadar uzun iki mektub- sadakatmedar hükmünde bana göründü;
Risale-i Nur'a çok ehemmiyetli hizmetlerini göz yaşıyla hatırlattı ve Firdevsî hediyenizdeki
risalelerin harfleri adedince, Cenab-ı Erhamürrâhi-mîn sizlere
rahmet, bereket, saadet ihsan eylesin. âmîn.
Yorulmaz ve usanmaz ciddî, samimî
Kardeş! Tevafukta muvaffakıyetli kalemin ile yazılan İ'caz-ı Kur'an'ın âhirinde
senin hakkında اَللَّهُمَّ
وَ فِّقْهُ
فِى خِدْمَةِ
الْقُرْاَنِ
وَ
اْلاِيمَانِ olan dua, bu defa şübhem kalmadı ki, tam kabul olmuş.
Umum kardeşlere birer birer selâm.
Said Nursi
* * *