EMÝRDAÐ LÂHÝKASI - I

 

(AFYON HAPSÝNE KADAR)

 

            Üstad Bediüzzaman Said Nursî, Denizli Hapishanesinde yetmiþ talebesiyle birlikte on ay mevkuf yattýktan sonra, Denizli Aðýr Ceza Mahkemesi'nin 1944 tarihli beraat karariyle tahliye olmuþlar ve iki ay kadar Denizli'nin Þehir Otelinde kaldýktan sonra Afyon'un Emirdaðý kazasýnda ikâmet edeceði kendisine bildirilmiþ ve Emirdaðý'na gelmiþtir.

 

            Bundan sonraki Lâhikalar, Emirdaðýnda ikâmeti esnasýnda yazýlmýþ olup, Isparta'ya ve Isparta vasýtasiyle Risale-i Nur'un müþtaklarýna gönderilen mektublardýr. Ýlk Emirdaðýnda bulunduðu dört sene içinde Risale-i Nur memleketin her tarafýna yayýlmýþ, bilâhere 1948 de yeniden Afyon Mahkemesinde muhâkeme olmuþlardýr.

 

Sh: » (E: 3)

 بِسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

 اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللّهِ وَ بَرَكَاتُهُ اَبَدًا دَائِمًا

            EMÝRDAÐI'NDAKÝ KARDEÞLERÝME!

                Aziz, sýddýk kardeþlerim!

 

            Benim hakkýmda evham edenlere deyiniz ki: Biz, hizmet ettiðimiz bu adamýn yirmi senelik hayatýnýn bütün mahrem ve gayr-ý mahrem mektublarýný ve kitablarýný ve esrarýný hükûmet þiddetli taharriyatla elde etti. Dokuz ay hem Isparta, hem Denizli, hem Ankara adliyeleri tedkikten sonra, bir tek gün cezayý, bir tek talebesine vermeyi mûcib bir madde -beþ sandýk kitablarýnda ve evraklarýnda- bulunmadý ki; hem Ankara Ehl-i Vukufu, hem Denizli Mahkemesi ittifakla beraetine karar verdiler.

            Hem bu zarurî iþlerini ihtiyarlýðýna hürmeten gördüðümüz adam, mahkemece dava etmiþ ve bütün hazýr arkadaþlarýný þahid gösterip, tasdik ettirmiþ ki: Yirmi senedir hiçbir gazeteyi ve siyasî eserleri ne okumuþ, ne sormuþ, ne bahsetmiþ; ve on senedir, hükûmetin iki reisinden ve bir vali ve bir meb'usundan baþka hiç bir erkâný ve büyük memurlarýný bilmiyor ve tanýmýyor ve tanýmaða merak etmemiþ. Ve üç senedir harb-i umumîyi ne sormuþ, ne bilmiþ, ne merak etmiþ, ne radyo dinlemiþ. Ve intiþar eden yüzotuz te'lifatýndan, yirmi sene zarfýnda yüzbin adamýn dikkatle okuduklarý halde ne idareye, ne asayiþe, ne vatana, ne millete hiçbir zararý hükûmet görmemiþ. Beþ vilayetin dikkatli zabýtalarý ve taharri memurlarý ve mahkeme iþiyle iþtigal eden üç vilayetin ve merkez-i hükûmetin dört adliyelerinin aðýr ceza mahkemeleri en ufak bir suç bulmamýþ ki, tahliyelerine mecbur oldular. Eðer bu adamýn dünya iþtihasý ve siyasete meyli olsaydý; hiç imkâný var mý ki, bir tereþþuhatý ve emareleri bulunmasýn? Halbuki mahkeme safahatýnda hiçbir emare bulamadýlar ki, muannid bir müddeiumumî mecbur olup vukuat yerinde imkânatý istimal ederek mükerreren iddianamesinde "yapabilir" demiþ ve "yapmýþ" dememiþ. Yapabilir nerede? Yapmýþ nerede? Hattâ

sh: » (E: 4)

 mahkemede Said ona demiþ: "Herkes bir katli yapabilir; bu iddianýz ile herkesi ve sizi mahkemeye vermek lâzým geliyor!"

            Elhasýl: Ya bu adam tam divanedir ki, bu derece dehþetli umûr-u dünyaya karþý lâkayd kalýyor veyahut bu vatanýn ve bu milletin en büyük bir saadetine ihlasla çalýþmak için, hiçbir þeye tenezzül etmez ve ehemmiyet vermez. Öyle ise bunu taciz ve tazyik etmek, vatan ve millete ve asayiþe bir nevi ihanettir. Ve onun hakkýnda bu çeþit evham etmek, bir divaneliktir.

(MÜHÝM BÝR SUALE HAKÝKATLI BÝR CEVABDIR.)

            Büyük memurlardan birkaç zât benden sordular ki: "Mustafa Kemal sana üçyüz lira maaþ verip, Kürdistan'a ve vilayat-ý þarkýyeye, Þeyh Sünusî yerine vaiz-i umumî yapmak teklifini neden kabul etmedin? Eðer kabul etseydin, ihtilâl yüzünden kesilen yüzbin adamýn hayatlarýný kurtarmaya sebeb olurdun?" dediler.

            Ben de onlara cevaben dedim ki: Yirmiþer-otuzar senelik hayat-ý dünyeviyeyi o adamlar için kurtarmadýðýma bedel, yüzbinler vatandaþa, herbirisine milyonlar sene uhrevî hayatý kazandýrmaya vesile olan Risale-i Nur, o zayiatýn yerine binler derece iþ görmüþ. Eðer o teklifi ben kabul etseydim, hiçbir þeye âlet olamayan ve tâbi' olmayan ve sýrr-ý ihlasý taþýyan Risale-i Nur meydana gelmezdi. Hattâ ben hapiste muhterem kardeþlerime demiþtim: Eðer Ankara'ya gönderilen Risale-i Nur'un þiddetli tokatlarý için beni idama mahkûm eden zâtlar, Risale-i Nur ile imanlarýný kurtarýp idam-ý ebedîden necat bulsalar; siz þahid olunuz, ben onlarý da ruh u canýmla helâl ederim!

            Beraetýmýzdan sonra Denizli'de beni tarassud taciz edenlere ve büyük âmirlerine ve polis müdürüyle müfettiþlere dedim: Risale-i Nur'un kabil-i inkâr olmayan bir kerametidir ki; yirmi sene mazlumiyet hayatýmda, yüzer risale ve mektublarýmda ve binler þakirdlerde hiçbir cereyan, hiçbir cem'iyet ile ve dâhilî ve haricî hiçbir komite ile hiçbir vesika, hiçbir alâka, dokuz ay tedkikatta bulunmamasýdýr. Hiçbir fikrin ve tedbirin haddi midir ki, bu hârika vaziyeti versin. Birtek adamýn, birkaç senedeki mahrem esrarý meydana çýksa, elbette onu mes'ul ve mahcub edecek yirmi madde bulunacak. Madem hakikat budur; ya diyeceksiniz ki: "Pek hârika ve maðlub olmaz bir dehâ bu

sh: » (E: 5)

 iþi çeviriyor" veya diyeceksiniz: "Gayet inayetkârane bir hýfz-ý Ýlahîdir." Elbette böyle bir dehâ ile mübareze etmek hatadýr, millete ve vatana büyük bir zarardýr. Ve böyle bir hýfz-ý Ýlahî ve inayet-i Rabbaniyeye karþý gelmek, firavunane bir temerrüddür.

            Eðer deseniz: "Seni serbest býraksak ve tarassud ve nezaret etmesek, derslerinle ve gizli esrarýnla hayat-ý içtimaiyemizi bulandýrabilirsin."

            Ben de derim: Benim derslerim bilâ-istisna bütünü, hükûmetin ve adliyenin eline geçmiþ; bir gün cezayý mûcib bir madde bulunmamýþ. Kýrk-elli bin nüsha risale, o derslerden milletin ellerinde dikkat ve merakla gezdiði halde, menfaatten baþka hiçbir zararý hiçbir kimseye olmadýðý, hem eski mahkemenin, hem yeni mahkemenin mûcib-i mes'uliyet bir madde bulamamalarý cihetiyle, yenisi ittifakla beraetimize; ve eskisi, dünyaca bir büyüðün hatýrý için yüzotuz risaleden beþ-on kelime bahane edip, yalnýz kanaat-ý vicdaniye ile yüzyirmi mevkuf kardeþlerimden yalnýz onbeþ adama altýþar ay ceza verebilmesi kat'î bir hüccettir ki, bana ve Risale-i Nur'a iliþmeniz, manasýz bir tevehhümle çirkin bir zulümdür. Hem daha yeni dersim yok ve bir sýrrým gizli kalmadý ki, nezaretle ta'diline çalýþsanýz.

            Ben þimdi hürriyetime çok muhtacým. Yirmi seneden beri lüzumsuz ve haksýz ve faidesiz tarassudlar artýk yeter! Benim sabrým tükendi. Ýhtiyarlýk za'fiyetinden, þimdiye kadar yapmadýðým bedduayý yapmak ihtimali var. "Mazlumun âhý tâ Arþ'a kadar gider" diye bir kuvvetli hakikattýr.

            Sonra o zalim, dünyaca büyük makamlarda bulunan bedbahtlar dediler: "Sen yirmi senedir birtek defa takkemizi baþýna koymadýn, eski ve yeni mahkemelerin huzurunda baþýný açmadýn, eski kýyafetin ile bulundun. Halbuki onyedi milyon bu kýyafete girdi." Ben de dedim: Onyedi milyon deðil, belki yedi milyon da deðil, belki rýzasýyla ve kalben kabulüyle ancak yedi bin Avrupaperest sarhoþlarýn kýyafetlerine ruhsat-ý þer'iye ve cebr-i kanunî cihetiyle girmektense; azimet-i þer'iye ve takva cihetiyle, yedi milyar zâtlarýn kýyafetlerine girmeyi tercih ederim. Benim gibi yirmibeþ seneden beri hayat-ý içtimaiyeyi terkeden adama "inad ediyor, bize muhaliftir" denilmez. Haydi inad dahi olsa, madem Mustafa Kemal o inadý kýramadý ve iki mahkeme kýrmadý ve üç vilayetin hükûmetleri onu bozmadý; siz neci oluyorsunuz ki, beyhude hem milletin, hem hükûmetin zararýna, o inadýn kýrýlmasýna çabalýyorsunuz? Haydi siyasî muhalif de olsa, madem tasdikiniz ile yirmi senedir dünya ile alâkasýný kesen ve manen yirmi seneden beri ölmüþ bir adam, yeniden dirilip, faidesiz, kendine çok zararlý olarak

sh: » (E: 6)

 hayat-ý siyasiyeye girerek sizin ile uðraþmaz. Bu halde onun muhalefetinden tevehhüm etmek, divaneliktir. Divanelerle ciddî konuþmak dahi bir divanelik olmasýndan, sizin gibilerle konuþmayý terkediyorum, "Ne yaparsanýz minnet çekmem!" dediðim, onlarý hem kýzdýrdý, hem susturdu. Son sözüm:  حَسْبُنَا اللّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ { نِعْمَ الْمَوْلَى وَ نِعْمَ النّصِيرُ

* * *

            Aziz, sýddýk kardeþlerim!

            Bu parçayý sizler dahi Risale-i Nur'un makbuliyetine imza basan risaleler ve mektublar mecmuasýnýn baþýnda yazarsýnýz. Eðer mecmualar olmasa da Birinci Þua'ýn baþýnda yazarsýnýz. Beni merak etmeyiniz. Sevabýn ziyade olmasý, bana sýkýntýlarý bir cihette sevdirir ve Nurlarýn intiþarýna baþka sahalarda meydan açar. Umumunuza birer birer selâm...

            «Risale-i Nur'un makbuliyetine imza basan ve gaybî iþaretler ile ondan haber veren sekiz parçadan birinci parçadýr. Ayný mes'eleye, ayný davaya ittifaklarý sarahat derecesindedir. Vahdet-i mes'ele cihetiyle o emareler birbirine kuvvet verir, teyid eder. O sekizden üç tanesi, Ýmam-ý Ali'nin üç keramet-i gaybiyesiyle Risale-i Nur'dan haber vermesine dairdir. Bu sekiz parçayý Ankara ehl-i vukufu tedkik etmiþ, itiraz etmemiþler. Yalnýz demiþler: "Bu yazýlmamalý idi. Keramet sahibi, kerametini yazamaz." Ben de onlara cevab verdim ki:

            Bu, benim deðil, Risale-i Nur'un kerametidir. Risale-i Nur ise, Kur'anýn malýdýr ve tefsiridir dedim. Onlar sustular, demek kabul ettiler. Gerçi bu çeþit ikramlar yazýlmasaydý daha münasibdi, fakat bu kadar hadsiz muarýzlar ve çok kuvvetli ve kesretli düþmanlar karþýsýnda az ve fakir ve zaîf olan bizlere kuvve-i maneviye ve gaybî imdad ve teþci' ve sebat ve metanet vermek için mecburiyet-i kat'iye oldu, ben de yazdým. Benim benliðime bir hodfüruþluk verip sukutuma sebeb olsa da, ehemmiyeti yok. Bu hizmete, yani ehl-i imaný dalalet-i mutlakadan kurtarmaða -lüzum olsa- dünyevî hayat gibi, uhrevî hayatýmý da feda etmek bir saadet bilirim; binler dostlarým ve kardeþlerimin Cennet'e girmeleri için Cehennem'i kabul ederim.»

* * *

sh: » (E: 7)

(ANKARA EHL-Ý VUKUFUNUN ÝTTÝFAKLA VERDÝKLERÝ

 RAPORUN SURETÝNDEN.)

            Dolu bulunan cem'an beþ sandýk kitab, tarafýmýzdan açýlarak okundu. (Haþiye) Said Nursî tarafýndan te'lif edilen basýlmýþ, basýlmamýþ